top of page

Yeruşalayim’in şimdiye kadarki en büyük Bienali, sanatçıları kendi derinliklerine inmeye çağırıyor

7 saat önce
3 dakikada okunur

İki yılda bir düzenlenen çağdaş Yahudi sanatı etkinliği, Givat Ram kampüsündeki eski Milli Kütüphane binasında açıldı ve Yeruşalayim’in dört bir yanındaki mekânlara yayıldı.

Yeruşalayim Bienali geçen hafta kapılarını açtığında, çağdaş Yahudi sanatına adanan bu etkinlik bugüne kadarki en büyük organizasyonuna imza atmış oldu. Yeruşalayim Bienali sergilerine giriş ücretsiz. Bienal, savaşın ve 7 Ekim’in yarattığı travmayı yalnızca doğrudan anlatmak yerine, sanatçıların kişisel ve toplumsal hafızanın “derinliklerine” inmelerini sağlayan bir alan oluşturmayı amaçlıyor. Ardon’un barış vizyonundan günümüzün savaş deneyimine uzanan eserler, travma, yas, Yahudi kimliği, Diaspora, umut ve yeniden doğuş temaları etrafında buluşuyor.

 

“De Profundis – Derinliklerden” temasıyla düzenlenen bienal, savaşı ve savaşın katılımcı sanatçılar üzerindeki etkisini odağına alıyor. Sanatçılar, 7 Ekim 2023’te Hamas’ın İsrail’in güneyine düzenlediği saldırının ardından sanatın düşünme, yüzleşme ve yenilenme için nasıl bir alan yaratabileceğini sorguluyor.

 

Bienalin kurucusu ve direktörü Rami Ozeri, “Bunun içinde bulunduğumuz durumla bir şekilde bağlantılı olduğunu düşünüyorum,” diyor.

“Bütün bu İsrailli sanatçılar artık bir araya gelmenin, birbirlerini desteklemenin ve birbirlerine daha fazla açık olmanın zamanı olduğunu fark ediyor. Tanınırlığımızı yavaş yavaş oluşturduk ve şimdi bunun meyvelerini topluyoruz.”

 

Ozeri’ye göre bienalin başlığı da sanatçıları derinlemesine düşünmeye yöneltti.

Etkinlik 12 Kasım’a kadar devam edecek. Yeruşalayim genelindeki 21 farklı mekânda 42 sergide, İsrael’den ve dünyanın çeşitli ülkelerinden 250’den fazla sanatçının eserleri sergileniyor. Sergilerin bazıları 24 Eylül’de açıldı; diğerleri ise ekim ayının ortalarında ziyaretçilerle buluşacak.

 

Üç tanınmış çağdaş İsraelli sanatçı da bienale eserleriyle katılıyor: İsrael Ödülü sahibi ve halen 61. Venedik Bienali’nde İsrael’i temsil eden Belu-Simion Fainaru, sanatçı Yehudit Sasportas ve 2025 Rappaport Ödülü sahibi Hanita Ilan. Sergilenen eserlerin bazıları ilk kez bu etkinlikte gösteriliyor.

 

Bienalin ana sergisi “Or Chozer (Yansıyan Işık): Etkin Bir Vizyon”, David Sperber ve Porat Salomon tarafından hazırlandı.

Sergi, bir dizi çağdaş sanat eseriyle ünlü sanatçı Mordechai Ardon’un 1982–1984 yıllarında yaptığı dev vitraylar arasında bir diyalog kuruyor.

Bu vitraylar, İsrail Milli Kütüphanesi üç yıl önce yeni binasına taşınmadan önce, İbrani Üniversitesi’nin Givat Ram kampüsündeki eski Milli Kütüphane binasının giriş salonu için yapılmıştı.

 

Pencereler, Yeşaya peygamberin “kılıçların saban demirlerine dönüştürülmesi” şeklindeki barış vizyonuna adanmıştı. Bienalde 20 sanatçı Ardon’un bu eserleriyle sanatsal bir diyaloga giriyor.

Sanatçı Arik Weiss’ın merdiven biçimindeki eseri, Ardon’un vitrayının üst bölümüne işlenmiş olan ve Tanrı’nın İbranice dört harfli adını ifade eden Tetragrammaton ile karşı karşıya gelecek şekilde yerleştirilmiş.

Yakınında ise Andi Arnovitz’in “Isaiah’s Still Waiting – Yeşaya Hâlâ Bekliyor” adlı yerleştirmesi bulunuyor.

Duvara monte edilmiş View-Master cihazlarından oluşan bu çalışma, Ardon’un pencerelerine farklı bir yanıt veriyor. İzleyiciler cihazların içinden son üç yılın simgesel anlarını anlatan siyah-beyaz çizimlere bakıyor.

Bunlar arasında eski rehine Emily Damari ile rehine Hersh Goldberg-Polin’in anne ve babası Jon ve Rachel Goldberg-Polin gibi isimler de bulunuyor.

 

7 Ekim’den sonra sanat arayışı

Başka bir köşede sanatçı Ariana Litman, 7 Ekim sonrasında sanatı yeniden bulma arayışını anlatıyor.

Litman’ın sergilenen eserlerinden biri, üzerinde defalarca 7 Ekim tarihi ile öldürülen ve rehin alınan kişilerin isimlerinin yazılı olduğu bir tılsım kâsesi.

Sanatçı ayrıca kırmızıya boyanmış gazlı bez eşarplar sergiliyor.

Bu eser, “gauze” yani gazlı bez sözcüğünün tarihsel olarak Gazze ile ilişkilendirilmesine gönderme yapıyor. Gazze, Orta Çağ’da dokuma ve tekstil ticaretinin önemli merkezlerinden biriydi.

Ziyaretçiler, İsrail Milli Kütüphanesi’nin eski okuma salonuna girerek İsrail ve Diaspora sanatçılarının oluşturduğu 14 ayrı sergiyi görmeden önce, Belu-Simion Fainaru’nun 2023 tarihli ışıklı kutusuyla karşılaşıyor.

Üzerinde umut dolu iki İbranice kelime yazıyor:

“Yehiye Tov” — “Her şey iyi olacak.”

 

Gazze’de görev yapan sanatçının 70 otoportresi

Eski okuma salonunun içinde Kudüslü sanatçı Matan Sacofsky’nin 70 otoportresi yer alıyor.

Karyn Gellman’ın küratörlüğünü yaptığı “Exploring Depths – Derinlikleri Keşfetmek” sergisinin parçası olan bu çalışmalar özellikle dikkat çekiyor.

Yağlıboya ressamı ve film yapımcısı Sacofsky aynı zamanda yedek asker olarak Gazze’de birkaç kez tank komutanlığı görevi yaptı.

Yakındaki başka bir sergi ise Oregon eyaletinin Portland kentindeki Yahudi toplumunun sanatçılarını destekleyen Art/Lab adlı oluşum tarafından hazırlandı.

Bu eserlerde yas duygusu ile ABD’de yaşayan Yahudilerin 7 Ekim sonrasında aidiyetleri ve Amerika’da Yahudi olmanın anlamı konusunda yürüttükleri farklı tartışmalar ele alınıyor.

 

Dev mezuzalar

Başka bir galeride Meksikalı pop sanatçısı Alejandro Glatt, dev boyutlardaki mezuzalardan oluşan koleksiyonunu sergiliyor.

Parlak bir yüzeyle kaplanmış ve kolaj tekniğiyle hazırlanan bu eserlerde, Meksika Yahudilerinin yaşamını ve genel olarak Diaspora’daki Yahudi hayatını temsil eden görüntüler kullanılıyor.

Nebraska’nın Omaha kentinden gelen sanatçı Kim Goldberg ise gözeneksiz kâğıt üzerinde Hint mürekkebi ve suluboyayla oluşturduğu girdap biçimli eserleriyle, kesinlik ortadan kalktığında ortaya çıkan şeyleri göstermeye çalışıyor.

Goldberg, 7 Ekim’den bu yana bölgeye onlarca kez gelerek aynı sanat tekniğini Nova katliamından kurtulanlarla düzenlediği atölyelerde de kullandı.


Kaynak: Times of İsrael



Bir önceki sanat köşesi okudunuz mu?


 

Yorumlar


Bizi Takip Edin
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square
bottom of page