İsrael İran çatışır mı?...


İran İsrael’e karşı gerçek bir tehdit oluşturuyor mu? İran son yıllarda Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen’de gücünü giderek artırırken eski CIA başkanı James Woolsey bu ülkenin elinde nükleer bomba yapmak için gerekli bütün malzemenin mevcut olduğunu ileri sürdü.


Donald Trump döneminde ambargoya ve ekonomik dar boğaza rağmen İran bölgesel gücünü daha da artırdı. Viyana’daki görüşmelerde de ABD’ye ve Avrupa Birliğine yeni bir anlaşmaya varılması için şartları dayatan yine İran. İran rejimi bölgesel bir güç ve tam bir baş belası…


Buna karşın Devrim Muhafızları Ordusu Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymaniye’ye yönelik suikast eyleminden bir yıldan fazla bir süre geçmiş olmasına ve İranlı nükleer bilim adamı Mohsen Fakhrizadeh’in öldürülmesinin intikamının alınacağının açıklanmasına rağmen, henüz bir karşılık verilmiş değil.


İsrael sık sık Irak ve Suriye’ye gerçekleştirdiği saldırılarla İran’ın bu ülkelere sevk ettiği askeri donanım ve füzeleri tahrip etmekten geri kalmıyor. Son olarak Kızıl Deniz’de ticari gemilere karşı vuku bulan misilleme eylemleri dışında İran ortaya ciddi bir tepki koyabilmiş değil.


Ancak kısa bir süre önce Natanz tesisinin nükleer programı çökerten siber saldırısı üzerine İran Atom Ajansının başında yer alan Ali Akbar Salehi Mossad’ı suçladı ve bu eylemi “nükleer terörizm” olarak nitelendirdi.


Salehi; “Bu, İran’ın nükleer programını geliştirmeyi engelleyen bir saldırıdır. Yaptırımların kaldırılması için taraflar arasında nükleer anlaşma müzakerelerine karşı çıkanların yenilgisidir” dedi. Böylece Salehi Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani adına, İsrael’in müzakerelere karşı çıktığını ve bunun yolunu tıkamaya çalıştığını, kendilerinin anlaşmadan yana olduklarının altını çizmiş oldu, zarar verme emrini verenlerin bunun bedelini ödeyeceklerini ifade etti.


Siber saldırı sonucu tesiste sadece yangın mı çıktığı, yoksa tüm sistemin çökertildiği mi henüz bilinmemekte.


Mossad yetkilileri ise geçmişte bu tür eylemlerdeki sessizliklerini korumak yerine sorumluluğu açıkça yüklenmeseler de ima yoluyla caydırıcı olmaya çalışmaktalar. İsrael artık her tehlikeye karşı dışardan, özellikle ABD’nin yardımını gereksinmeden başının çaresine bakması gerektiğini biliyor ve bu gücü kendinde buluyor.


Her şeye karşın İsrael’de yetkililer İran’ın artık tepkisiz kalamayacağı ve intikam eylemlerine girişeceği görüşünde. İran bunu sadece kendi halkına karşı itibarını korumak adına değil, dünyadaki prestiji yönünden de yapmak zorunda.


Durum ciddiyetini korurken İsrael’i ziyaret eden ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin de Amerika’nın İran dâhil İsrael’i hedef alan her tehditte tam bir müttefik olarak yer alacaklarını belirtti.


Viyana’da ABD ile İran arasında dolaylı olarak sürdürülen görüşmelerin gidişatının ateşi söndürmeye yarayacağı beklenebilir. Ben İran’ın İsrael’in caydırıcı gücü karşısında göstermelik bazı adımların ötesinde ciddi bir çatışmayı göze alabileceğine inanmıyorum. İran tehdidinin kimi zaman politik nedenlerle gündeme taşındığını da gözden kaçırmamak gerekir.


Zor bir hafta geçiriyoruz; Yom HaŞoa, Yom HaZikaron ve hüzünden sevince geçiş; Yom Atsmaut. Devlet Başkanı Reuven Rivlin’in Yad Vashem’deki anma töreninde; “Bu ülke bize 6 milyon Holokost kurbanına karşı bir tazminat olarak verilmedi. Bu ülke binlerce yıldır hep bizimdi” sözleri çok anlamlı. Ne mutlu ki artık İsrael, İran gibi Yahudi varlığını haritadan silmeye kalkışan tüm Amalek’lere (*) gerekli yanıtı verebilecek güçtedir.

----------------------

(*) Tevrat’ta Amalek Esav’ın torunu olarak geçer ve Yahudi milletinin en büyük arketipsel tipik düşmanıdır. Mısır esaretinden mucizevi çıkış üzerine Yahudi halkına karşı ilk savaş açan milletin babasıdır.

Bizi Takip Edin
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square