top of page

Felaket Tellallığı





Şelah Leha peraşası Moşe’nin, halkın isteği üzerine Erets-Yisrael’e gönderdiği casuslarla ilgili ünlü olayı anlatır. Her kabileden birer casus seçen Moşe, toplam on iki casusu, Erets-Yisrael ve orada yaşayan halklar hakkında bilgi toplamaları için gönderir. Kırk yıllık bir keşif gezisinin sonunda casuslar geri döner. Casuslardan, ikisi – Yeuda kabilesinden Kalev ben Yefune ve Efrayim kabilesinden Yeoşua bin Nun – haricinde geri kalan on tanesi, Erets-Yisrael hakkında olumsuz görüş taşımaktadır. Söze önce ülke hakkında olumlu ifadelerle başlarlar:


Bizi gönderdiğin ülkeye geldik. Gerçekten de süt ve balın aktığı [bir yer. İşte] Bu da meyvesi” (Bamidbar 13:27).



Fakat bu uzun sürmez:


Ne var ki ülkede oturan halk azılı, şehirler de çok büyük ve güçlendirilmiş. Devin çocuklarını da gördük orada. Güney bölgesinde Amalek oturuyor. Hiti, Yevusi ve Emori [halkları] dağlık [kısımda] oturuyor. Kenaani ise denizin kıyısında ve Yarden’in yakınında oturuyor” (Bamidbar 13:28-29).



Verdikleri mesaj hataya yer bırakmamaktadır. Erets-Yisrael iyidir, güzeldir; ama güçlü halk ve müstahkem şehirler karşısında Bene-Yisrael’in burayı fethetme olasılığı sıfırdır. Bu aşamada pasuk, Erets-Yisrael hakkında olumlu izlenimle dönen Kalev’in halkı susturduğunu söylemektedir. “Elbette çıkıp onu ele geçireceğiz” der Kalev. “Ona gücümüz tabii ki yeter!” (Bamidbar 13:30).



Kalev’in savı aslında çok basit ve makuldür. Bu halk daha bir buçuk yıldan az bir süre önce, ümitsiz birer köleyken, Tanrı’nın o dönemin süper gücü Mısır’ı dize getirmesi sonucunda özgürlüğüne kavuşmuştur. Tanrı’nın sayısız mucizeyle ortaya koymuş olduğu mutlak gücü karşısında Kenaan uluslarının ne gibi bir şansı olabilir? Tanrı Erets-Yisrael’i onlara verdiğini söylemişse, korkacak ne vardır? Tek yapmaları gereken harekete geçmektir. Evet; sırf Tanrı söz verdi diye Kenaan ulusları bir anda ortadan yok olacak değildir. Fetih hareketi doğal yollarla, yani savaşlarla gerçekleştirilmelidir. Tanrı’nın bu konudaki vaadi, halkın harekete geçmesi şartına bağlıdır. Savaştıkları zaman zafer garantidir. Ama halk girişimde bulunmazsa, hiçbir şey altın tepside sunulmayacaktır. Kalev de bunu söylemektedir. Kenaan uluslarının ne kadar güçlü, şehirlerinin ne kadar sağlam olduğunun hiçbir önemi yoktur. İhtiyaç duyulan tek şey Bene-Yisrael’in Tanrı’ya güvenerek ilerlemesidir. Ancak diğer casuslar üsteler:



O halka karşı ilerleyemeyiz, çünkü bizden daha güçlü… Bene-Yisrael’e ‘Araştırmak üzere içinden geçtiğimiz ülke, sakinlerini yutan bir ülkedir’ diyerek araştırmış oldukları Ülke hakkında ileri geri konuşmaya başladılar; ‘içinde gördüğümüz halkın tümü cüsseli insanlar. [Zaten] Devleri de orada gördük – [ünlü] Devler soyuna mensup devin çocuklarını! Kendi gözümüzde çekirgelere benziyorduk. Onların gözünde de öyleydik!’” (Bamidbar 13:31-33)



Olayın sonunu hepimiz gayet iyi biliyoruz. Halk on casusun sözlerine odaklanınca o geceyi ağlayarak geçirir ve Tanrı o neslin kırk yıllık dolaşma süresince çölde ölmesine ve Erets-Yisrael’e ancak çocuklarının girmesine hükmeder. “Bu gece boş yere ağladınız” der Tanrı, “ama gelecekte bu gecede haklı sebeplerle ağlayacaksınız” der. Gerçekten de bu olayın gerçekleştiği 9 Av – Tişa BeAv – tarihi, Yahudi tarihinde, aralarında iki Bet Amikdaş’ın yıkılışı da dâhil olmak üzere birçok felakete sahne olacaktır.



Bu özetten sonra Kalev’in halkı susturması konusuna geri dönmek istiyorum. Anlaşılan halk diğer casusların sözlerini duyunca homurdanmaya ve şikâyete başlamış ve Kalev’in onları susturması gerekmiştir. Ancak pasukta şöyle denmektedir:


Kalev halkı Moşe’ye susturdu” (Bamidbar 13:30).



Tam çeviriden anlaşıldığı gibi cümle biraz gariptir. “Halkı Moşe’ye susturmak” ne anlama geliyor olabilir? İlk bakışta bunu “Kalev halkı Moşe’ye [kulak vermesi için] susturdu” şeklinde anlayabiliriz. Ama pasukların devamında Moşe’nin hiç konuştuğunu görmüyoruz. Konuşan yine Kalev’dir: “Elbette çıkıp onu ele geçireceğiz. Ona gücümüz tabii ki yeter!



Öyleyse Kalev’in “halkı Moşe’ye susturması” ne demektir? Bu boşluğu Hahamlarımız doldurur (Talmud – Sota 35a): Kalev, duydukları karşısında paniğe kapılan ve kargaşa içinde homurdanıp bağrışan halkı susturmak için akıllı bir taktik uygular. Casuslarla aynı görüşteymiş gibi davranır ve halka, diğer casusların sözlerini destekleyici başka şeyler de söyleyeceği izlenimini verir. Halka hitaben ateşli bir tavırla “Amram-oğlunun bize yaptığı tek şey bu mu?” diye yüksek sesle lafa başlar. Bir kişi hakkında kendi özel ismi yerine babasının ismi verilerek “X’in oğlu” yapısını kullanmak Tanah’ın birçok yerinde görülen bir aşağılama ifadesidir. Genelde bahsedilen kişinin küçümsendiğini belirtir. Kalev’in amacı Moşe’yi aşağılamak değildir; ama o sırada halkın Moşe’ye sempatiyle bakmadığını bildiğinden, onları susturmak ve dikkatlerini kendisine çekmek için bu taktiği kullanmıştır. Böylece “Amram-oğlu” sözlerini duyan halk, hevesle onun ne diyeceğini duyabilmek için hemen sessizleşir.



Ancak halk onun Moşe’ye çamur atmasını beklerken Kalev Moşe’nin halk için neler yaptığını tek tek saymaya başlar: “Bizi Mısır’dan çıkardı, denizi yardı, gökten Man yağmasını sağladı, sülünleri tedarik ettirdi!”. Bu açıklama doğrultusunda yukarıdaki zor ifade, “Kalev, halkı Moşe’ye [karşı; yani ona suçlamada bulunacakmış gibi yaparak] susturdu” şeklinde anlaşılabilir.



Anlaşılan Kalev insanın kötü yanını çok iyi tanıyan biriydi. Ne yazıktır ki insanlar, birini hedefe bir kez koydular mı, ona her yönden hücum etmekle kalmayıp, bunu daha iyi yapanları görünce durup seyretmekten de zevk alırlar. Halkın tepkisi tam olarak bunu göstermektedir. Kalev de bu zaafı kullanarak sanki Moşe’y ekarşı konuşacakmış gibi yapmış, ama sonra Moşe’yi övmüştür. Yine de bunun uzun ömürlü olmadığını görüyoruz, zira diğer casuslar daha güçlü bir şekilde bastırınca halk yine onlara inanmıştır.



Ve bu, “casusların” da insanın zayıf yanını ne kadar iyi tanıdıklarını ortaya koymaktadır. Felaket tellallığı daima kazanır. İnsanlar hep rahat ve iyi bir yaşam peşindedir. Bu başlı başına olumsuz bir şey değildir – ama gerçekten önemli olan şeyleri engellemediği sürece! Zorluklara göğüs germek varken rahatını bozmaktan kaçınmak en doğal eğilimdir. Bu zorluğun devamında mevcut durumdan çok daha iyi bir durum olsa bile, insanlar o ilk adımı atmak istemezler.



Bu durum, kolay yoldan popüler olmayı arayanlar için mükemmel bir fırsat yaratır. Halkın ilerlemesi için samimi çaba harcayan, ama bunun için onlara biraz fedakârlık göstermeleri gerektiğini söyleyen gerçek liderlerin karşısına dikilirler ve halka “Sizin bu derde ne ihtiyacınız var? Bu haliniz gayet iyi. Çekeceğiniz zorluğa değer mi?” anlamına gelen mesajları verip, onların cesaretini kırarlar. Ne yazık ki, geniş halk kitleleri söz konusu olduğunda, popülizm ve sansasyon, aklıselime daima üstün gelir. Bunu en iyi gördüğümüz alan herhalde basın ve politikacılar. Ama günün sonunda bundan kimse kazançlı çıkmaz. Ne kısa dönemli popülarite peşinde koşan fırsatçılar ve elbette ne de halk. Casuslarla ilgili bu olay, bu gerçeğin trajik bir örneğidir.













Bizi Takip Edin
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square
bottom of page