top of page

EKİM AYI GELDİ ÇATTI


(Yazarı sesli dinlemek için tıklayınız)



Merhaba sevgili okuyucular, aylar aktı gitti, Ekim ayı geldi çattı. Demek ki bu yıl da uçmak üzere. Zamanlar çılgın gibi akıp gidiyor. Ekim gelince yılbaşı artık kapıda demektir. Bu Corona ile, kapıldık gidiyoruz bahtımızın rüzgarına. Ben bir sonbahar hayranı olarak, her sonbaharın en güzel aylarında seyahatlere çıkar, oradaki sonbahar renkleri ile gönlümü sarhoş ederdim. Bu Corona insanda ne istek bıraktı, ne de heves. Bir yere gitmeden önce yüz kere düşünür olduk. Anladığım kadarı ile bundan böyle ömrümüz maskeler, testler ve aşılarla geçecek. Bakalım tarih bu günleri nasıl anlatacak?


Bu arada hayat aynı yeknesaklıkla devam ediyor. Ben sanatla beslenen bir insanım, o yüzden fazla anlatacak şey de bulamıyorum. Sanat olmayınca insanın ana damarları tıkanıyor sanki. Evde sürekli film seyrediyoruz. Bazı eski filmleri izliyorum, bu günün kafasıyla, daha fazla hayran kalıyorum. Özellikle Meryl Streep’in filmlerine. Kadın bir efsane.


Kitap okumaları devam ediyor. Buna seviniyorum çünkü bazen kitap okuyamama dönemlerim olmuştur. Neyse ki şimdilerde bunun sıkıntısını çekmiyorum. Artık torunlar da büyüdü, herkes kendi hayatını yaşıyor. Oğlan 12 oldu, geçen hafta bilgin olacağını ilan etti. Beyni ve elleri çok yaratıcı. Kızlar 10’ar yaşında. Güzel ve tatlı kızlar. İkisi de çok sevimli ve sıcak çocuklar. Biri baskete ve izciliğe merak sardı, diğeri dans delisi, havada taklalar atarak hip hop yapıyor. Yaşam, onların önünde uzayıp giden bir papatya tarlası. Daha koşacakları çok uzun yollar var.


Bu ara yasaklar kalktı diye tanıdığım herkes İstanbul yolcusu. Kimileri özlemlerini gidermek için, kimileri özledikleri şeyleri yapmak için İstanbul’a gidiyorlar. Aslında biz de gidebiliriz tabii ama, yolculuk prosedürlerini düşünmek bile beni yoruyor. Otura otura artık basiretim bağlandı galiba. Ya da oradaki bazı şeyler artık bana ilham vermiyor.

Geçen yazımda anlatmaya başladığım Yahudi sembollerinden bu hafta da iki tanesini daha yazmak istiyorum. Her ne kadar hepsini biliyorsanız da belki de aralarında yeni şeyler keşfedebilirsiniz.


HAY

Hay İbranice “yaşam” anlamına gelir. Bu canlandırıcı kelime genellikle Yahudilerin mücevherlerinde ve diğer Yahudisel nesnelerde bulunur. Hay sembolü Yahudi dinindeki en önemli değerlerden birini simgeler; yaşamı korumak ve kutlamak. Yahudilerin ortak kutlamalarında, kadeh kaldırdıklarında aynı kelimeden yola çıkarak “Lehayim” denir. Anlamı Hayata! demektir.


İbranice HET ve YUD harfleriyle yazılan HAY kelimesinin sayısal değeri 18dir. ( Het=8,,Yud=10) bu nedenle Yahudilerin 18’in katları tutarında hediye vermesi veya hayır kurumlarına bağış yapması yaygındır.


HAYAT AĞACI (ETZ AHAYİM)

Tora ve emirleri bir ”hayat ağacı” ile karşılaştırılır. Kral Süleyman ”Şlomo Ameleh”,Özdeyişler-Mişle kitabının 3:18 bölümünde “Onu kavrayanlar için bir hayat ağacıdır ve destekçileri övgüye değerdir.” diye yazmıştır. Bu terim ilk olarak Yaratılış kitabında, Adam ve Havva’ya iki ağaçtan bahseder. Bunların ilki Hayat Ağacı, ikincisi ise Bilgi Ağacıdır. Tanrı her ikisine de, Bilgi Ağacının meyvesinden yemelerini yasaklar. Yılanın etkisinde kalan Havva Bilgi Ağacının yasak meyvesinden yer ve Adamı da bunu yemesi için ikna eder. Sonuç malumdur, ikisi de Tanrı’nın cennetinden kovulurlar. Bu arada Yaşam Ağacına hiç dokunulmamıştır.


Daha sonraki din felsefesi çalışmalarında, Hayat Ağacı, Tora’nın bir metaforu olarak kullanılmıştır. İsrael’li haham Chaim ben Yosef Vital’in 16. yüzyıla ait ünlü kitabı Etz Hayim, klasik bir Yahudi mistisizmi eseridir. Bu kitap maddi ve manevi dünyalar arasındaki ilişkiyi açıklar.


GÜVERCİN VE ZEYTİN DALI

Tora’nın yaratılış kitabında, tüm dünyayı kaplayan ve neredeyse tüm yaşamı yok eden muazzam bir tufandan bahseder. Hayatta kalanlar ve hayvanlar, güçlü bir gemi inşa eden ve karısını, oğullarını, oğullarının karılarını ve her türden hayvanın çiftini onunla birlikte gemide bir araya getiren Noah’ın kurtardığı kişilerdi. Kırk gün, kırk gece boyunca korkunç bir fırtına, yeryüzünü sular altında bıraktı. Tufan sona erdiğinde tek bir kara parçası veya bitki örtüsü görünmüyordu.


Noah’ın ve diğerlerinin onunla birlikte gemide hissettiği sefalet ve çaresizliği sanırım düşünebiliyorsunuz. Kara parçası görmeye çalışırken Noah, bir kuzgunu göndererek karaya çıkıp dinleneceği bir yer bulup bulmadığını anlamak için beklemeye başladı. Kuzgun geminin etrafında boş yere dolandı, kara asla gözüne çarpmadı.

Noah bir hafta daha bekledi, sonra dinlenecek bir yer ve yiyecek bulmak için bir güvercin gönderdi: güvercin de beceremedi ve gemiye eli boş olarak döndü. Nihayet Noah bir hafta daha bekledi ve güvercini tekrar bitki örtüsü için arazi araştırmasına gönderdi. Güvercin bu kez gagasında bir zeytin ağacı dalıyla geri döndü. Sonunda, dünya yeniden yaşanabilir hale geldi (Yaratılış 8).


Gagasında bir zeytin dalı tutan bir güvercin görüntüsü, ruhun karanlık, sıkışık bir gemide uzun aylar yaşadığını ve hayatın yeniden başlayabileceğini fark ettiği bu derin umut ve sevinç anını hatırlatıyor.

Evet sevgili okuyucularım ,bu haftalık da bu kadar, yeniden buluşuncaya değin sevgiyle kalın.

Bizi Takip Edin
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square
bottom of page