top of page

Demokrasinin yumuşak karnı






Demokrasi bir ülkede seçme ve seçilme hakkı olan tüm yurttaşların katılabildiği bir seçim sistemi sonucu seçilen temsilcilerinin yönettiği bir hükümet şekli.

Veya ünlü ABD Başkanı Lincoln’un ifadesiyle “Halkın, halk tarafından, halk için yönetimi”.

Çoğumuzun değerlendirmesiyle günümüzün “en iyi veya daha doğrusu, en az kötü-” yönetim tarzı.


Demokrasinin olmazsa olmazları sayılan, beraberinde getirdiği bir paket ve içerikleri var.

Paketteki önemli unsurlardan biri yasama, yürütme ve yargı organlarının ayrı ve birbirinden bağımsız olması.

Bir diğeri söz ve ifade hürriyeti.

İşin ironik tarafı paketteki bu çok önemli ikinci öğenin aynı zamanda demokrasinin “yumuşak karnı” olması.


Gün be gün yaşıyoruz bunları İsrael’de.

Yasama ve yargı demokrasinin koruyucu bekçileri. Ama aynı zamanda ona ağır zararlar da verdirebiliyorlar.

ABD demokrasiye yaklaşımında azami hürriyetten yana. Hürriyetlerde sınırlamaya karşı.

Avrupanın yaklaşımı biraz farklı.

“Demokratik bir toplumda bu hürriyetlerin serbestçe uygulanmaları bazı temel şart ve sınırlamalara tabidir” diyor Avrupa. Bunların uygulanmasında ulusal güvenliğe ve toplum düzenine zarar verilmemesi gereklidir” diyor.


Günlük haber üretme konusunda İzlanda ve Paraguaydan açık ara önde olan ülkemiz bu iki değişik yaklaşımın neresinde?

Örneğin oldukça dindar ve tutucu bir kasaba olan Netivotta veya dindar kesimin ve Arap nüfusun çok yoğun olduğu Yeruşalayim’de “Gay Parade/Gurur Yürüyüşü” yapma hakkı uygulanmalı mı?


Veya provokatörlüğüyle oylarını giderek yükselten Ben Gvir gibi bir milletvekiline El Aksa çevresinde provokasyonlarına devam etme hakkını korumalı mı ülkenin yürütme ve yargı organları?


Veya dokunulmazlık haklarına sahip Arap milletvekilleri kontrol nedeniyle yollarını kesen görevli bir polis memurunun kafasına vurduklarında veya polisin tutuklamaya çalıştığı şüpheli genci polisin elinden kuvvet kullanarak aldıklarında demokrasi, “hürriyetlere dokunulamaz veya bu milletvekillerine müdahale edersek koalisyon düşer” diyerek susmalı mı?


Yargı organları ve Yüksek Mahkeme kararlarını verirlerken ağırlığı hürriyetleri korumaya mı yoksa demokrasiyi korumaya mı vermeli?


Demokrasinin sağlıklı işlemesi için hürriyetlere sınırlama getirilmemeli diyen bir yargı acaba bu tutumuyla kuvvet kullanımını -sözlü de olsa- , radikalizasyonu ve nefret söylemini körüklemez mi?

Örneğin 2008 yılında Yüksek Mahkemenin onayladığı -ama polisin yasakladığı-Kahanistlerin Um el Fahm’deki, 30 kişinin yaralandığı gösteri yürüyüşleri yapılmasaydı demokrasi acaba çok mu zarar görürdü?


Örneğin Beerşevadaki Ben Gurion Üniversitesinde barış halinde olmadığımız Filistin veya Hamas bayraklarını açmak, ülkenin göbeğindeki Lod şehrinde terörist Hamas lehine çığırtkanlık yapmak veya tam ters yönde Yeruşalayim’deki bayrak yürüyüşünde “Araplara Ölüm” çağrıları yapan aşırı sağcılara müsamaha etmek demokrasiyi kuvvetlendirir mi yoksa temellerini çökertmede yeni bir adım mı olur?


Devlete veya topluma zarar verdiğini, vereceğini bildiğimiz her kesimden aşırı uçlara söz ve ifade hürriyeti diyerek sahne vermek, tolerans göstermek demokrasinin bir gereği mi yoksa onu içten içe kemirecek bir zehir mi?

Karar sizin sevgili okuyucularım.










Bizi Takip Edin
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square
bottom of page