top of page

Birlik olmanın gücü…



Ülke olarak çok zor bir dönemi geride bıraktık. Her tehlike karşısında birlik olan, tek vücut gibi hareket eden İsrael halkı Adalet Reformu tasarısı ile bölündü, dağıldı, sokaklara döküldü, kardeş kardeşe adeta düşman oldu. Sizler/bizler olarak kutuplaştık, birbirimize solcular, hainler, faşistler, provokatörler, anarşistler tanımlarını yakıştırdık…


Çok zor bir dönemi geride bıraktık dedim ama ne yazık ki geçici bir süre için… Yani bir çeşit “Pesek Zman” aldık… Pesah bayramı, Holokost Anma Günü, Yom Azikaron, Yom Atzmaut dönemi süresinde fikir ayrılıkları askıya alındı. Ya sonra? Sonrası için endişeliyiz…


Oysa tarih boyunca İsrael oğulları birlik ve beraberlik sergilediklerinde güçlü olmuşlar, birlikteliğin verdiği güçle Mısır esaretinden çıkıp özgürlüklerini kazanmışlardı. Aynı birliktelik gücü ile İsrael devletini kurmuş, ülkeyi çevreleyen düşmanlara karşı verilen tüm savaşlardan galip çıkabilmişlerdi. Küllerinden doğan bu halk ülkesini, dünyanın en ileri ülkeleri arasındaki konumuna getirmişti.


Pesah’ın hemen öncesinde yayınlanan bu yazımda, çok uzun yıllar önce Bağdat diyarında yaşayan Yahudilerin birlikte atlattıkları ölüm/kalım mücadelesini anlatan bir hikâyeyi sizlerle paylaşmak istiyorum.


“Yaşlı bir gezgin Bağdat’ın Yahudi mahallesine girdiğinde öğle vaktiydi. Her daim canlı olan pazar yeri boştu nedense. Civardaki büyük binaya yaklaşınca oranın bir sinagog olduğunu gördü. Kapıdan başını uzatınca çok tuhaf bir manzara ile karşılaştı. Yüzlerce Yahudi gözyaşları ve hıçkırıklar arasında Mezmurlar okuyorlardı.


Yaşlı gezgin, bir Yahudi’ye yanaşıp ‘Ne oldu?’ diye sordu. Sultan, Bağdat Yahudi halkının Moşe gibi mucizeler yaratan bir lideri olmasını ve Mısır Çıkışı’ndaki gibi mucizeler yaratmasını talep ediyordu. Böyle bir lider çıkaramıyorlarsa Yahudiler Bağdat’tan kovulacaklardı. Sultan’ın başdanışmanı Mustafa bir Yahudi düşmanıydı ve bu fikir onundu.


Bu bela karşısında çaresiz kalan Yahudiler oruç tutuyor, dua ediyorlardı. Yaşlı bilge düşündü taşındı, sonra hahamlardan birine yaklaşarak kulağına bir şeyler fısıldadı. Sonra topluluğun liderleri aralarında sessizce tartıştılar. Aniden bir alkış duyuldu ve içlerinden biri: ‘Bu ziyaretçi bir planı olduğunu söylüyor. Bizi kurtarmak için padişahın huzuruna çıkacak. Başarılı olursa ne ala. Başarılı olmazsa bizi tehlikeye atmamak için tek başına hareket ettiğini söyleyecek. Bu arada bizler başarması için dua edeceğiz.’


Yaşlı bilge saraya gitti, ‘Ben mucize yaratan bir Yahudi’yim, sultanı görmek istiyorum’ dedi. Çok geçmeden Bağdat hükümdarının karşısındaydı. ‘Eğer lütfederseniz, Moşe’nin yaptığına benzer bir mucize yapacağım. Gözlerinizin önünde bir adamın kafasını kılıçla keseceğim, sonra tekrar birleştirip yaşatacağım.’


Sultan gergin bir şekilde gülümsedi, kararsız kaldı. Bu adam deli miydi? Ama kendinden çok da emin görünüyordu. Ya doğru söylüyorsa? Kabul etmezse krallığının üzerine nasıl bir gazap salınırdı?


Bizim yaşlı bilge, ‘Tek bir şartım var. Kafasını kestiğim adam bu diyardaki en bilge adam olmalı. Aksi halde kafası düzgün bir şekilde yerine oturmayacaktır’ dedi. Sultan’ın gözleri başdanışmanı ve krallığın en bilge adamı Mustafa’ya yönelince, Mustafa telaşla; ‘Yalan söylüyor! Sahtekâr Yahudi! Birinin kafasını gerçekten kesip tekrar yerine takamaz’ dedi korku içinde.


Sultan ısrarcı oldu; ‘Ya doğruyu söylüyorsa. Biz kabul etmezsek de krallığımız tehlikeye girerse… Krallığı riske atmak istemezsin elbette. Sonuçta bizi tehlikeye atmamak için Yahudileri sürmemi tavsiye eden sen değil miydin?’ der. ‘Kılıcı hemen getirin. Mustafa gönüllü oldu’ diye buyurur.


Mustafa titremeye başladı, ‘Yanılmışım, çok aptalmışım. Yahudi halkının olağanüstü güçleri yoktur’ dedi ve bir daha hiç ortalarda görülmemek üzere saraydan koşarak kaçtı, sultan fermanı iptal etti, Yahudilerin Bağdat’ta istedikleri kadar yaşayabileceklerini söyledi.


Yaşlı bilge iyi haberi vermek için sinagoga döndü. Anında inanılmaz bir sevinç yaşandı. Sonra yaşlı bilge sessizce kasabayı terk etti. Oysa kimse onun adını bile sormaya fırsat bulamamıştı. Kimileri onun Eliyahu HaNavi olduğuna inandı. Kimi de Yahudi kardeşlerini kendi canından fazla önemseyen bir Yahudi olduğunu düşündü.”


Bu hikâye, Mısır Çıkışı’nda olduğu gibi birlik olmanın, dayanışmanın öneminin altını çiziyor. Mısır’dan tek bir halk olarak, kenetlenmiş bir halde ayrılmanın başarısı… Günümüzde ulaştığımız yüksek düzeyde, insanoğluna ışık tutmaya devam ediyorsak bunda kenetlenmiş bir halk olmamızın büyük rolü vardır.


5 Nisan Çarşamba akşamı Seder soframızın etrafında atalarımızın Mısır esaretinden kurtulup, özgürlüğe kavuşmasını anarken, Kutsal Topraklara doğru tek ve sıkı sıkıya kenetlenmiş bir halk olarak yola çıktığımızı, birlik olmanın gücünü ve önemini bir kez daha anımsayacağız…


Hag Pesah Sameah…









Bizi Takip Edin
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square
bottom of page