top of page

Bir Düğme Hikayesi- İLK Aliyah Müzesi








Siz hiç kendinizi yalnız, terkedilmiş, çaresiz hissettiniz mi? Bu soruya hayır cevabı veren yoktur diyebilirim. Ama benim yalnızlığım, terkedilmişliğim gibisini belki de hiç yaşamamış olabilirsiniz.




Beyaz kemik bir düğmeyim ben.


1882 yılının Temmuz ayı


Romanya’da 7 yaşındaki Nina’nın anneannesi Klara’nin orduğu bir yelekteydim. Bir at arabasına bindim, “uzun yola çıkıyoruz,” dedi Nina’ya babası Zelig. Nina’nin elleri benimle oynuyordu. Korkuyordu. Açıp kapatıyordu sürekli. Canımı acıtıyordu ama onun acısının yanında benimki bir hiçti. Mis gibi yemek kokan evini, kardeşleriyle saklambaç oynadığı bahçesini, sırlarını gizlediği ağaç kavuğunu, bildigi herşeyi bırakıp, bilmediğine doğru gidiyorlardı. Ama yalnız değillerdi. Onlar gibi arabalara doluşmuş ellerinde valizlerle bir çok aile vardı. Yeni bir yol, yeni bir vatan, yeni bir yaşam kurmaya doğru yola çıkmışlardı. Özgür olup, aşağılanmayacakları, adlarının değiştirilmeyecegi, huzurla yaşam sürecekleri bal ve süt ülkesine doğru yola çıkmışlardı.

Babasının sözleri kulaklarındaydı, “Kurtuluş zamanı yakın. Bizler Kutsal Toprakları doldurarak Mesih'in gelişini hızlandıranlar olacağız.”




Göç edenler kendilerini Bilu’im diye çağırıyorlardı. İbranice'de, "Bet Ya'akov L'chu V'Nelcha" “Yacov’un Evi, hadi kalkalım ve gidelim” (İşaya 2:5) olarak tercüme edilen ayetteki dört kelimelik tümcenin ilk harfleri olan B-I-L-U (ביל"ו‎) bu hareketin bir parçası olanların adı oldu. (Bilu'im BILU'nun çoğulu)



Ilk yerleşim yeri olan Zichron Yaa’cov’a yerleştiler. 350.000 dönüm arazi satın alınmış, 20 tarımsal yerleşim yeri yapılmış (Moşav) ve yeni yerleşim yerlerinde 6.000 kişiden oluşan 720 aile olmuşlardı. Kahvelerini yapmak için sularının olmadığı günlerde ailelerini büyüttüler, hastalıklarla savaştılar, gözyaşlarıyla sevdikleri insanları gömdüler, üzüm diktiler ve verim için dua ettiler. Onlar Zihron Yaa’cov’un ilk yerleşenleriydi. Geldikleri yerin kültürünü yanlarında taşımış, yaptıkları işlerden cok daha farklı bir işe başlamışlardı. Tarım onları bu topraklarda yaşatabilecek tek şeydi. Bu ne kadar zorlayıcı olsa da, kendilerine, özgür, istedikleri gibi ibadet edebilme imkanı yaratmışlardı. Kimliklerini saklamadan yaşamanın bedeliydi belki de.



Onlara el uzatan, başarılı olmalarında etkili biri vardı, Baron Edmond de Rothchild. Kurulan moşavlara ciddi ekonomik destek vermiş ve onların yaşadığı zorluklara çözümler getirmiş. Zaman içinde ülkenin sahip olacağı şaraplarında kurucusu olmuşlardı. Işte ben o yeleğin üzerinde girdim süt ve bal ülkesinin topraklarına ve bir sabah kendimi kaldırım taşlarının arasında yuvarlanırken buldum.



1898

Theodor Herzel adındaki 28 yaşındaki gazeteci beni alıp cebindeki bozuk paraların yanına ekledi. Bu hırslı genç 1894’te Fransız subayı Dreyfuss’un casusluk faaliyetinden ötürü tutuklanıp Yahudi olmasından dolayı suçluluğu kanıtlanamasa da yanlış soruşturma ve Yahudi karşıtlığı – Antisemitizm - gibi etkenlerden dolayı cezalandırımasından etkilenir. Bu ırkın bir vatanı olması gerekliliği konusunu gündeme getirir. 1902’de yazdığı Altneuland - Eski Yeni Topraklar - adlı eserinde bunun nasıl olabileceğinin altını çizmiş. O bunları kaleme alırken, ben artık onun gömleğinin kolundaki düğmeydim. Attığı her imzaya, elini kaldırıp halka konuştuğu her ana tanık oldum. O zorlu günlerin bir umuda doğru büyüdüğüne şahittim artık. Kendisi 44 yaşında hayata gözlerini yumduğunda, hayalinin gerçek olduğunu görememiş olabilir ama ben, 14 Mayıs 1948’de David Ben Gurion’un cektindeki düğmeyken gördüm. Onun Sultan II. Abdulhamid ile konuşmalarına şahit oldum. 1903’te Basel’de, Uganda’nın Yahudilerin yeni yaşam alanı olması projesini anlatırkende onunlaydım.



1905’te Uganda planın yerini alan Kutsal Topraklarda bir Yahudi yerleşimi kurulma onayında ise artık çekmecede bir düğmeydim. Çünkü Herzel 1904’te kalp krizinden aramızdan ayrılmıştı.



1917

Bir buğday tarlasındayım, üzerim toprakla kaplı. Uzun zamandır yalnızım burada. Güneş iışığyla beslenip zaman geçiriyorum. Buraya çok güzel bir aile yerleşmişti. Pespembe bir evde yaşıyorlardı. Dışı pembe bu evin içinde bambaska olayların döndüğünü kimse bilmiyordu. Derken bir sabah Baron Rothschild sponsorluğunda Fransa’da eğitim almış Botanikçi Aaron Aaronsohn beni özenle topraktan çıkarıp deliklerimden gökyüzünün mavisine baktı. Hayalleri vardı. Theodor’un başlattığı heyecanı daha da büyütüyordu yüreğinde. Elindeki bir demet buğdaya sarılıp, keşfinin keyfini sürüyordu. Keşfettiği yabani budğayın ilk evcilleştirilmiş atasıydı. Bu buluş onu dünyada oldukça ünlü kılmış ve nice çalışmalar yapmasına sebep olmuştu. Beni Suriye’den getirdiği yazı masasının üzerine bıraktı. En yakın arkadaşı Avshalom ve kız kardeşi ile birlikte kurduğu Yahudi Casusluk ağı olan NILI’nin kurucularındandı. Işte bu pembe ev, Netzah Yisrael Lo Yeshaker ifadesinin kısaltması olan bu organizasyonun eviydi. Dönemin topraklarının adı olan Filistin’de I. Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Imparatorluğu’na kaşı Birleşik Krallığa yardım etmeyi amaçlıyordu. Halk Osmanlı’nın haksız vergilerinden ve zulmlerinden yorulmuş, haklarını savunmak adına örgütlenmişlerdi. Sarah, Aaron’un kız kardeşi beni masadan usulca alıvermişti bir toplantıda. Ben artık Sarah’in elbisesinin düğmesiydim. Ardından birlikte büyülü şehir olan İstanbul’a bir evlilik için gittik ama başarısızlıkla sonuçlanınca eve geri dönmüştük. Nelere şahit olduğumu merak edenler için hikayem pembe evde gizli.




Sadece bilin ki 37 yaşında soğuk bir banyo odasında, gizlice kapı menteşesine sakladığı silahıyla kendisini vurmuş birinin düğmesiyim ben. Kanlar içinde kaldırıldığı hastanede 4 gün sonra dünyaya gözlerini yuman birinin düğmesi.

Pembe ev bugün NILI Müzesi diye geçiyor. Gelir gezerseniz daha neler göreceksiniz.



Aaron 1919’da bir uçak kazasında öldü, Ingilizlerin parmağı varmıydı bilinmez. Avshalom ise 1917’de yürüyerek gittiği Mısır’da Bedeviler tarafından kaçırılıp bir daha haber alınamadı. Ama hiç bir şey sonsuza kadar karanlıkta kalmaz derler ya büyüklerimiz, 1967’de 6 Gün Savaş’ında cebindeki hurmalardan çölün ortasında büyümüş bir hurma ağacının köklerinde bulundu kumun derinliklerinde. 1979 yılında o bölge onun adına Sinai, Avshalom olarak adlandırıldı. 1982’de Kamp David Sözleşmesi ile bölge Mısır’a devredildi.




Bütün bu hikayeleri uydurdum sanıyorsanız aldanıyorsunuz. Beni görmek isterseniz, 1999’de yenilenerek kurulan Hanadiv Caddesi Zichron Yacov’daki ILK ALIYAH* MÜZESİ’nde ziyaret edebilirsiniz.




Hem kendi gözlerinizle anlattıklarima tanık olur, nice emeğin, inancın ve sabrın bugüne nasıl geldiğinin hikayelerini müzenin etkileyici atmosferinde yaşar, beni ben yapan şehri tanır, hem de alt katta 1882’den günümüze kadar gelmiş kıyafetleri giyip çıkarırken beni onurlandırırsınız.

Kimbilir belki de birinizin önüne düşer yeni yolculuğuma da aracı olursunuz.




Müze Pazartesi- Perşembe 9am-4pm, Cuma günleri 9am-2pm arası açıktır.


----------------

*ALIYAH kelimesi İbranice Yahudilerin diasporadan Israel topraklarına göç etmesini ifade eden terimdir. Kelime anlamı yukarı çıkmadır.

Bizi Takip Edin
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square
bottom of page