Bir Bağış Kampanyasının Anatomisi


(Yazarı sesli dinlemek için tıklayınız)







On yıldır birçok bağış kampanyasına aracılık ettim. Önceleri kurucularından olduğum Toplum Gönüllüleri Vakfı (TOG) yararına Antalya koşuları ve Çanakkale Boğazını yüzerek geçme kapsamında idi. 2019’da ise İngiltere ve Galler’in en yüksek dağına (Snowdon - 1085 metre) tırmanmaya destek için açtığım kampanyada Prostat Araştırmaları Derneği’ne (Londra) Türkiye dışındaki dostlarımdan 700 USD toplanmıştı.


Şimdi de 2 Mayıs’da, 77 yaşımda Londra’da 10 km koşmaya hazırlanıyor ve Türk Eğitim Vakfı (TEV) bünyesinde üniversiteli gençlere umut olma amacını taşıyorum.


Neden bu bağış kampanyaları? Para kazanma (kaybetme?) dönemini noktaladım, ihtiyacı olanlara fon yaratma çabalarına soyundum artık. Kampanyanın başarı kazanması şu faktörlere bağlı:



  • Açanın Kişiliği – Dostun mu fazla, düşmanın mı? Cevabı, açanı düşünerek para gönderenlerin sayısı ve tutarlarda. İyi bir kampanya için hem katılım çokluğu önemli, hem de birkaç büyük bağışın varlığı.

  • Amaç – Fakirlere yardım, öğrencilere destek, okul ve derslik yapma en rağbet görenler arasında. Kampanyayı başlatanın önceliklerinin yansıması

  • Açan Vakıf/Dernek – Tanınmışlığı, ciddiyeti, güvenirliği…Kampanyayı başlatan ile vakıf (NGO) arasında sıkı ilişki ve yeni fikirlere açıklık önemli.

  • Tema – Bağış yapanlara heyecan vermeli, hayatta hedefledikleri ile örtüşmeli, onları ruhen gençleştirmeli…Bu açılardan koşu, yüzme, uzun yürüyüş ve güçlük içeren sporların sponsorluğu caziptir.

Londra koşusuna katılım kararını İngiltere’de aldım. TEV’e yönelmeme ise kampanyayı başlattığımda Türkiye’de olmam ve bir ay öncesine kadar Vakfın başkanı olan sınıf arkadaşım Rona Yırcalı vesile oldu.

TOG’un kurucularından ve ilk başkanı İbrahim Betil’in “dilencilik yapıyorum” sözü hep aklımdadır. Sıkılmadan, usanmadan isteyeceksin…Önce en yakın arkadaşlarından ve aile dostlarından, sonra daireyi genişleterek yaşamına dokunmuş az veya çok tanıdıklarından, daha sonraları uzun yıllardan beri görmediklerinden (“çoktandır görüşmemiştik, nasılsın, iyi misin?”).


Kampanya iyi geçiyor. İlk hedefimiz olan 3 öğrenciyi 5’e, 7’ye, sonunda 10’a çıkardık (TL 72,000 = USD 5000).

Ne deneyim kazandım:

  • En zenginler en çok bağışı yapmazlar.

  • Hedeften daha değerlisi yüksek katılım ve ortalamanın oransal olarak makul düzeyde kalması.

  • İlk anda davete icabet etmeyenleri kampanya gelişmelerinden haberdar etme ve artan ivmeye onların da gönülden girmelerini sağlama.

  • Koşuya hazırlık, koşu gününden hemen önce artan heyecan, koşu performansı, fotoğraflar, koşu sonrası “haydi bitiyor” mesajı ile ilgi düzeyini canlı tutma.

  • Başlangıçta adını ve bağış tutarını açıklayanların bir kısmı daha sonra “gizli bağışçı ve gizli tutar” evresine geçiyorlar (başka kampanyalara hedef olmamak için mi?).


Hiç şüphe yok ki İsrail’li okurlarım dünyanın en başarılı hayırseverlik ortamlarından birinin orası olduğunu biliyorlar. Üniversitelerini, hastanelerini, sinagoglarını, parklarını gezdiğinizde birçok Amerika’lı, Kanada’lı veya Fransız bağışçının adlarıyla (genelde eşleriyle) tanınan fakülte ve binalara rastlarsınız. Neredeyse devletin finanse ettiklerine eşdeğer.

Bu dayanışma ruhundan ve metodlarından daha öğreneceklerimiz var.













Etiketler: