Batı Medyası Antisemit mi Yoksa İsrail’i Anlamakta mı Zorlanıyor?


(Yazarı sesli dinlemek için tıklayınız)








Tel Aviv’de geçtiğimiz hafta yaşanan terörün ve üç gencin öldürülmesinin İsrail’de oluşturduğu öfke ve heyecanının bazı Batı medyasında karşılık bulmaması hatta yanlış aksettirilmesi ülkede yükselen tepkilere yol açtı. İngiltere’nin en köklü gazetelerinden The Guardian’ın “Olay sonrası bir Filistin’li silahlı öldürüldü” şeklindeki, sonradan düzeltilen, “masumane” haberin yayını birçok çevrelerde “Batı basını antisemit olmaya devam ediyor” suçlamalarına neden oldu.


Elli yıldan fazla süredir İngiltere, Amerika ve Fransa’nın fikir önderi gazete ve medyasını izlerim. Aşırı sol ve aşırı sağda bulunanların dışındakilerin dünya olaylarını analiz ederken aldıkları pozisyonlar ile genelde hemfikirim. Batı’nın serbest piyasalar, demokrasi ve insan hakları ağırlıklı ilkelerini savunmalarına katılırım. Hataları yok mu? Bolca! Fakat son tahlilde 100 yıldır hasımları olan Nazi İmparatorluğu, Faşist İtalya, Stalin’in Sovyetleri, Saddam ve Kaddafi misali diktatörlük bozuntuları altında yaşamaktansa Batı’nın demokratik ülkelerini tercih eder ve savaşları kazanmalarını dilerim.

Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısında da kimi tuttuğum ve kime nefret beslediğim ayan beyan açıktır.

Batı’nın bir kısım medyası ile 50 yıldır anlaşamadığım konu İsrail-Filistin davasının yansıtılma şeklidir. Burada özellikle Birleşik Krallık’ın liberal, sözde “ilerici” medyasından The Guardian, Financial Times, The Economist ve BBC hedefimdedir.


Neden İsrail’e kısmen karşılar veya çözmekte güçlük çekiyorlar: Bir kere bu organlar kesinlikle antisemit değiller. İngiltere’de ve dünyanın başka yerlerinde vuku bulan Yahudi karşıtlığı olayları manşetlerine taşırlar. Yahudi Soykırımdan sık bahsederler ve unutulmasını engellemeye çalışırlar. Bünyelerinde birçok tanınmış Yahudi gazeteci vardır. Antisemitizmi diğer ırkçılık yanlısı siyasetten ayrı yorumlamaya ve tarihsel ağırlığına önem verirler.


Fakat ayni zamanda “azınlık” ları koruma içgüdüleri vardır. Bir yandan Doğu Türkistan (Sincan) halkını Çin Komünist Partisi despotluğuna karşı savunurken öte yandan Ukrayna’yı Putin’e karşı korumayı ön plana çıkarırlar.


Bu kapsamda küçük İsrail’i dev Arap Alemine karşı 40 yıl boyunca (1948 – 1980’ler) savundukları ölçüde, mücadelede nispeten “zayıf” addedikleri Filistin halkı ile ise kalkanları azınlık tarafındadır. Nitekim yukarıda adlarını verdiğim organlar Batı Şeria ve hatta Golan Tepelerini hala “işgal altında bölgeler” olarak konumlandırır ve Filistin Yönetiminin kontrolünde bulunan kentlerden bahsetmezler.


İsrail’de son terör olayları maalesef Rusya’nın saldırılarında ölen yüzlerce hatta binlerce Ukrayna’lının gölgesinde kalmıştır.


Batı’ya düşmanlık besleyen ve terörü destekleyen İslami Cihadistler ile İsrail’i ortadan kaldırmayı amaçlayan Hamas veya diğer aşırı örgütler arasındaki misyon bağını Batı medyası ancak son 20 yılda kabullenmeye başladı.


Basının pozisyon almasında ülkelerinde yaşayan Müslüman nüfusun geniş topluma karşı tutumları da rol oynar. İngiltere’de Pakistan ve Bangladeş kökenliler sistemi red etmezler, çalışkandırlar ve çocukları kariyer peşindedir. Londra Belediye Başkanı Pakistan’lı bir aileden gelen Sadık Khan Yahudi karşıtlığına geçit vermemiştir. Fransa’da ise çoğunlukla Kuzey Afrika’dan gelen göçmenlerin bir kısmı ve genç kuşaklar Fransız Cumhuriyetçi değerlerini sahiplenmezler. Bu yüzden Birleşik Krallık’da Müslüman karşıtlığı çok düşük iken Fransa’da son seçimlerde neredeyse % 35 oya ulaşmıştır.


Fransız medyasında İsrail savunuculuğu İngiliz basınına göre yüksektir. Fakat hükümetlerin siyasi yaklaşımı ayni oranda değildir. Westminster Parlamentosu’nun İsrail’e sempatisi, son İşçi Partisi lideri Corbyn haricinde, gayet net olmuştur.


Amerika ise değişim sürecinde. Basın, belki New York Times dışında, ağırlıklı olarak İsrail’i iyi yansıtır. Yalnız Demokrat Partide giderek önem kazanan “ilerici” kanat geleneksel pro-Siyonist tutumlarında erimeye yol açmıştır.


Batı basının bir kısmı son 50 yıl zarfında İsrail’de kamuoyunun giderek sertleştiğini, tavizlere karşı olduklarını ve Oslo yumuşamasının sona erdiğini pek göremedi veya gözlemledi fakat işine gelmediği için görmek istemedi.


Bu durumu öngöremedikleri için de İsrail’e hafiften kızgınlar. İbrahim Anlaşmaları ile Filistin davasının perde arkasında kalmasını da hiç beklemediklerinden dolayı tamamen kontrpiyede kaldılar.

Yılların analizlerini, makalelerini, muhabir raporlarını tarihin çöplüğüne atsınlar.