top of page

Başka bir şey düşünüyorum, Öyleyse varım


Başımıza gelen her şeyin özünde iyi olduğuna inanmak birçoğumuz için zordur. Bunun başlıca sebebi, hayatın sürekli olarak bu inancın tersine kanıtlar sunuyor olmasıdır. Her gün, öyle ya da böyle kötü haberler duyup bunlarla yaşamaya çalışırken, “olsun özünde iyi” diyebilmek, toxic bir iyimserliği çağrıştırmakta, olayı takip eden olumsuz duygular ise bu inancın pekişmesini zorlaştırmaktadır. Peki gerçekten de bu böyle mi olmalı? Yaşananlar ile hislerimiz, hatta olay üzerine inançlarımız arasındaki ilişki nasıl daha sağlıklı bir noktaya taşınabilir?



Bunu daha iyi anlamak için, yaşanan olay ile bu olayın farkında olabilme becerisini ayırmak yerinde olacaktır. Aynı olayı yaşayan iki insandan yalnızca bunun farkında olabilenin acı çekecek olması, olay ile bunu algılayabilme becerisi arasındaki farkı gösterir. Eğerki kişi, olayı anlayabilecek durumda değil ise (ya da dikkatini oraya vermiyorsa/konu hakkında olumsuz düşünmüyorsa), olayın onda bir acı yaratması da mümkün değildir. Bunun ile alakalı olarak Kral Şlomo, “İnsan daha çok bilir ise, daha çok acı tecrübe eder” demiştir. Yani, bir olay sonrası yaşanan acıdan hem olayın kendisi hem de olayın farkında olabilme kapasitesi sorumludur. Başka bir deyişle, gerçekten de insan, kendisinin etkilenmesine izin verdiği ölçüde ıstırap çekmekte (herkes acı çeker ama bunun ıstıraba dönüşmesi insanın bu olaya verdiği tepkiyle alakalıdır), kendi hikayesi ‘kendine kendi hakkında anlattığı hikayeler ile sınırlı’ olmaktadır (Rami M. Shapiro).



Bu önemli konuya başka bir örnek insanın kendi geçmişi olabilir. Bundan yıllar önce yaşayıp da çözemediğiniz, fakat artık sorun etmediğiniz bir konuyu düşünün. O günlerde sizi bu kadar zorlayan bu konu, neden bugün bu kadar anlamsız olmuştur? Bunun sebebi sorunu çözmemiş olmanıza rağmen, yaşadığınız yeni olaylar ve odaklandığınız yeni konular, sizi bu sorundan koparmış, konu hayatınızda daha gerçekçi bir yere konmuştur. Konuyla ilgili olumsuz düşünceleriniz ortadan kalkmamışsa da, yeni olaylar yeni hissiyatlar doğurmuş, ve aynı olay başka bir bakış açısı ile gözlemlenebilir hale gelmiştir. Yani gerçekten de, sorun üzerine günlerce kafa yormanız değil (ki bu da, insanın her şeyi kontrol edebileceğine dair yüksek inancıyla alakalı olabilir) dikkatinizin başka yerlere gitmiş olması, işinize yaramıştır.



Kendi hayatımız bile buna bir kanıt olmuşken, neden günlük hayatımızda da düşüncelerimizi daha iyi kontrol edip duygularımızı daha iyi yönetmiyoruz? Bunun en önemli sebebi, düşünceleri yönetmenin çok zor olması, ve birçoğumuzun düşünce kontrolünden beklentisinin düşünceyi yok etmekle eş tutmasıdır. Ne var ki, insanın hiçbir şey düşünmemesi imkansız1, ne düşündüğünü seçmesi ise kontrolünün daha yüksek olduğu bir alandır. Tanya, bununla ilgili olarak, düşünmek istemediğimiz düşüncelerden kurtulmak için onları iki elle uzaklaştırmamız gerektiğini söyler. İki elle olmasının sebebi, düşünmek istemediğimiz bir şeyi düşünmemeye odaklanmanın, o düşüncenin gücünü arttıracak ve ruminasyon (bir olayı/durumu sürekli düşünmek) yapmamıza sebep olacak olmasıdır. Yani, pembe fili düşünmemek gerçekten de mümkün değildir, çünkü onu düşünmemeyi düşünmek onu düşünmeyi kapsamaktadır. Bu düşünce savaşında bulunmayı sürdürmek (olmamak için bile olsa) istenmeyen fikrin gücünü pekiştirecek ve siz bir elinizle iterken, diğer elinizle kendinize doğru çekmenize sebep olacaktır. Yani zihin, hiçbir şey düşünmeme eylemini gerçekleştiremeyeceği (aynı anda da birkaç fikir düşünemeyeceği) için, bazı fikirlerle savaşa girmektense, onları, yeni fikirlere odaklanarak yok saymak daha doğru olacaktır. Burada kastettiğim tabii ki de hayatımızda sorun yaratan durumları yok saymak ve onlarla uğraşmamak değildir. Demek istediğim daha çok, hayatımızda fonksiyonu kalmamış düşüncelerin, yeni düşünceler (hatta yeni davranışlar) yardımı ile uzaklaştırılmasıdır.



Peki bunu yapabildiğimizde ne olur? Hassidut, aynı bugün bilişsel terapilerde de olduğu gibi, zihnin, duyguların anahtarı olduğunu söyler. Yani bütün yazımızda da altını çizdiğimiz gibi, “gücünü yitirmiş bir düşünce, duyguları aktive etmekten yoksundur” diyebiliriz. Peki bundan sonra bizi ne beklemektedir? Depresif düşüncelerden arındık, eskisi kadar mutsuz da hissetmiyoruz, peki ya sonra? Şimdi, başımıza gelen negatif olayı daha objektif bir bakış açısıyla analiz edebilecek, daha berrak bir bilinç ile olayın arkasındaki HaShem parmağını görebilecek, ve belki de İyi’den gelenin İyi olduğunu ancak şimdi fark edebileceğizdir. Bu artmış Tanrı farkındalığı, samimi bir simcha /mutluluk tecrübesi ile sonlanacağı gibi, bir sonraki düşünceler mücadelemiz için de dayanıklılık kazanmamıza olanak tanıyacaktır.


“Mutluluk, Tanrı bilgisi olan ve O’nu tanıyan herkes için garantilenmiştir” (Rambam).



1: Mindfulness (bilinçli farkındalık) gibi meditasyonlarda da amaç düşünmemek değil, tek bir noktaya odaklanmaktır.


Kaynak: Rambam,Tanya, Ecclesiastes, Shloma Majeski




Bizi Takip Edin
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square
bottom of page