top of page

Büyük Bir Liderin Gidişi




Eski başbakanlardan Golda Meir, bir keresinde dönemin ABD başkanı Richard Nixon’a “Siz 150 milyon Amerikalının başkanısınız. Bense altı milyon başbakanın başbakanıyım” demişti. Golda Meir’in bunu “Halkımızda herkes bir başbakan kadar, her şeye hâkim, bilgili ve sofistikedir” anlamında mı, yoksa “Herkes her şeyi bildiğini zanneder” anlamında mı söyledi bilemiyorum. İçimden bir ses ikinci ihtimalin daha mantıklı olduğunu söylese de, ilkine meyletmek için de bir sebep var .



Tanrı “Ve siz, benim için bir Koenler halkı ve kutsal bir ulus olacaksınız” (Şemot 19:6) demiştir. Kısa bir süre önce kaybettiğimiz Rabi Jonathan Sacks’a göre Yahudilerden, bir “liderler ulusu” olmaları beklenmektedir. Başka bir deyişle herkes, bulunduğu her çevrede bir lider olabilir ve olmak durumundadır. Bu bakışla ebeveynlik de bir liderliktir; öğretmenlik de bir liderliktir; patronluk da bir liderliktir; takım kaptanlığı da bir liderliktir; aşçıbaşılık da bir liderliktir. Her bir bireyin “liderlik” edebileceği bir ortam mutlaka vardır ve her Yahudi, lider olmanın inceliklerini bilmek, gerektiği zaman da bunları uygulamak durumundadır. İllel A-Zaken’in söylediği gibi: “Adam olmayan yerde adam olmaya gayret et” (Pirke Avot 2:5) .



Dolayısıyla toplu olarak Yahudilerin lideri konumuna gelmiş biri için gerçekten de “liderlerin lideri” veya eğer Golda Meir gibi, bir başbakansa, “başbakanların başbakanı” tabirini kullanmak yanlış olmayacaktır.



“Mısır Çıkışı ve çöl yolculuğu boyunca Bene-Yisrael’in lideri kimdi?” diye soracak olursak, herhalde hepimiz aynı cevabı veririz: Moşe Rabenu.



Ama gerçekte Moşe tek başına değildi. Her şeyden önce her kabilenin kendi başkanı vardı. Bunun yanında Yitro’nun tavsiyesi sonrasında halk içinde onbaşılar, ellibaşılar, yüzbaşılar ve binbaşılar atanmıştı. Üç hafta önce okuduğumuz Beaaloteha peraşasında Moşe’nin yanına yetmiş ileri gelenden oluşan ve tarihin ileri aşamalarında Sanedrin adını alacak bir ihtiyarlar heyeti atandığını da okumuştuk.



Yine de tüm bu önemli şahsiyetlerin - ve Moşe’nin - yanında, unutulmaması gereken iki sima daha vardır. Miryam ve Aaron. Kaynaklarımıza göre, Moşe’nin bu iki büyük kardeşi henüz Mısır çıkışından önce bile birer peygamberdi. Önümüzdeki Şabat günü okuyacağımız Hukat peraşasında bu iki büyük şahsiyetin her ikisine de veda ediyoruz.



Tora’da Miryam ve Aaron’un ölümlerinin anlatıldığı pasuklardan, ikisinin büyüklükleri hakkında şu ana kadar açıklanmış olmayan önemli bilgiler alabiliriz. Önce Miryam:



İlk ayda Bene-Yisrael Tsin çölüne geldiler – tüm cemaat – ve halk Kadeş’te yerleşti. Miryam orada öldü ve orada gömüldü” (Bamidbar 20:1). Miryam, Bene-Yisrael’in çölde geçirdiği kırkıncı yılın başında, ilk ay olan Nisan ayında [geleneğe göre 10 Nisan 2487 tarihinde] vefat etmiştir. Hemen sıradaki pasukta ise şöyle denmektedir: “Cemaat için su yoktu; [bu yüzden] Moşe’ye ve Aaron’a karşı toplandılar” (Bamidbar 20:2). Ve anlatımın devamında, Moşe ve Aaron’un Erets-Yisrael’e girmekten menedilmelerine yol açan, ünlü “kayadan çıkan su” olayı gerçekleşmektedir.



Tora’da farklı konu veya olayların ardı ardına anlatılması, aralarında kronolojik veya sebepsel bağlantıların varlığına işaret eder. Burada Tora, Miryam’ın ölümüyle, halkın susuz kalması arasında açık bir bağ kurmaktadır: “Miryam öldü. Cemaat için su yoktu”.


Hahamlarımızın aktardıkları üzere, çöl yolculuğu boyunca Bene-Yisrael’e sürekli eşlik eden mucizevi bir “kuyu”, yani su pınarı vardı. Bu hareketli pınar, gittikleri her yerde Bene-Yisrael için su sağlıyordu. Ama şimdi, Miryam ölünce, bu pınar da kurumuştur. Başka bir deyişle bu kuyunun varlığı, tamamen Miryam’ın liyakatinin bir sonucuydu.



Aaron’a geçelim:


Kadeş’ten yola çıktılar. Bene-Yisrael – tüm cemaat – Or Aar’a geldiler… [Moşe, Aaron ve oğlu Elazar]tüm cemaatin gözleri önünde Or Aar’a çıktılar… Aaron orada, dağın başında öldü.” (Bamidbar 20:22-29).



Mase peraşasında belirtildiği üzere Aaron, 1 Av 2487 tarihinde vefat etmiştir (Bamidbar 33:38). Aaron’un ölümünün hemen ardından Kenaani Arad kralının Bene-Yisrael’e saldırdığını okumaktayız (Bamidbar 21:1). Burada da, Aaron’un ölümü ile Kenaanilerin saldırısı arasında doğrudan bir bağ var gibi görünmektedir: “Aaron öldü. Arad kralı saldırdı.” Bu bağ ne olabilir?



Midraş’a göre, Miryam’ın Kuyusu’nun yanında, çöl yolculuğu boyunca Bene-Yisrael’e eşlik eden bir başka mucizevi nimet, “Anane A-Kavod”, yani “Onur Bulutları” veya “Görkem Bulutları” olarak adlandırılan yedi buluttu. Bu bulutların dört tanesi Yisrael kampını dört yönden sarmaktaydı. Beşinci bulut üstten güneşe karşı korurken, altıncı bulut zemini rahatlatıyordu. Yedinci bulut ise Tora’da açıkça belirtildiği üzere, kamp halindeyken Mişkan’ın üzerinde duran, yolculuk sırasındaysa halka yol gösteren bir bulut sütunuydu (bkz. Bamidbar 9:15-17). Midraş, bu bulutun ayrıca arazi üzerindeki engebe ve çukurları giderdiğini ve yolu zararlılardan temizlediğini anlatır. Bir görüşe göre Sukot bayramını kutlamamızın amacı, kampı sarıp koruyarak bir tür “çardak” görevi gören bu bulutları anmaktır. Tabii ki bu bulutlar, olası düşmanlar için caydırıcı görevi de görüyordu.



Ama işte; Aaron ölmüş ve hemen ardından düşman saldırmıştır. Çünkü Aaron’un ölümüyle birlikte bu bulutlar da ortadan kalkmış ve Bene-Yisrael düşman saldırısına açık hale gelmişlerdir. Bu da, Bene-Yisrael için söz konusu bulutların sağladığı korumanın Aaron’un liyakati sayesinde olduğunu göstermektedir. [Çöldeki üçüncü mucizevi nimet ise, Moşe’nin liyakatiyle yağan Man adlı yiyecekti.]



Her ne kadar Hahamlarımız kuyu ve bulutların daha sonra Moşe’nin liyakati sayesinde geri geldiğini söylüyorlarsa da, ilk aşamada halk, çöl ortamında çok ihtiyaç duyduğu bu iki nimete Miryam ve Aaron’un sayesinde sahipti. Ama halk önceleri kanıksamış olduğu bu gerçeği, ancak Miryam ve Aaron öldükten sonra anlamıştır.



Gerçek büyük liderler, halka, halkın farkında olduğundan çok daha fazla şey katarlar. Gerçek zamanda halk bunu belki her yönüyle bilmez, görmez veya kanıksadığı o nimetlerin aslında lider sayesinde var olduğunu takdir etmez ya da daha da kötüsü, lider hakkındaki haklı veya haksız hoşnutsuzluğu nedeniyle olumlu şeyleri görmek istemez veya en en kötüsü, onları olumsuz gözle dahi değerlendirebilir. Bu, “tümüyle başbakanlardan oluşan” bir halk için özellikle doğrudur. Herkes her şeyin en doğrusunu bildiğini farz ettiği zaman, kolayca görülebilecek, kolayca görülmesi gereken şeyler sanki yokmuş gibi görülmez olur. Birçok kez halk, bazı şeylere lider sayesinde sahip olabildiğinin bilincine ancak, lider artık görevinden ayrıldıktan sonra varabilir – o da varırsa. Bir lideri çeşitli sebeplerle beğenmiyor olabiliriz. Mükemmel insan diye bir şey yoktur. Ama Sezar’ın hakkını Sezar’a vermeyi bilecek kadar dürüst olmak ve iyi şeyler için teşekkür etmeyi bilmek gerekir.



Bu sadece liderlik bağlamında değil, hayatın rutini içinde kanıksadığımız her şeyde de geçerlidir. Sahip olduklarımızın, en başta da bize yakın insanların değerini, onları şu veya bu şekilde kaybettikten sonra değil, birlikteyken, yanımızdayken takdir edebilmeliyiz. Bu da, dar perspektifimizden çıkıp, olayları, insanları ve şeyleri geniş açıdan ve kuşbakışıyla ve en önemlisi, gerçek zamanda değerlendirme basiretini gerektirir. Bir “liderler ulusu” olmak için olmazsa olmaz şartlardan biri de budur.


Bizi Takip Edin
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square
bottom of page