top of page

Atı Alan Üsküdar’ı Geç(ti)mesin !




“Atı alan Üsküdar’ı geçti” tabiri pek çok durumda sıkça kullanılan bir deyimimizdir. Eminim bazılarınız hatırlar, politik bağlamda kullanıldığı da olmuştur son yıllarda. Deyim, Türk Dil Kurumuna göre, “Fırsatın kaçırılıp artık yapılacak bir şeyin kalmadığını anlatan bir söz” olarak tanımlanır.


Ortaya çıkış hikayesi ise Köroğlu’na dayanır.


Türk halk ozanı Köroğlu’nun bir gün atı çalınır. Atına çok düşkün olan Köroğlu atını aramak için yollara dökülür. Tebdil-i kıyafet dört bir yanda dolaşarak atını bulmak isterken yolu İstanbul’a düşer. Kendi atını, atların sergilenip satıldığı bir pazarda gören Köroğlu gerçek kimliğini gizleyerek satıcıya yanaşır. Satıcıya atın çok güzel göründüğünü fakat bir binip test etmesi gerektiğini belirtir. Satıcı da bu adamın meşhur Köroğlu olduğunu anlamadığından teklifi kabul eder. Güzeller güzeli at ise üstündekinin esas sahibi olduğunu anlar ve dörtnala koşarak pazardan uzaklaşır. Köroğlu atıyla Sirkeci sahiline vardığında paraya kıyar, bir sal kiralar, Üsküdar’a doğru yol alır.



Satıcı ise kandırıldığını fark edeli beri sürekli söylenip durur. Köroglu’nu atıyla beraber bir salda gören satıcının dostlarından biri de onu teskin etmek için seslenerek: “Üzülmeyi bırak! Atı alan Üsküdar’ı geçti. O adam Köroğlu’nun kendisiydi” der.


Ata ve Üsküdar’a nereden geldim?


İsrael milletinin hatırı sayılır bir kesimi aylardır her Cumartesi akşamı “Atı alanın Üsküdar’ı geçmemesi için” çok ciddi bir mücadele veriyor. Seküleri dindarı, genci yaşlısı, kadını erkeği, solcusu sağcısı ile. Protestolarda çocuklarının ve torunlarının demokratik, liberal, insan haklarına saygılı, yargı sisteminin bağımsızlığına güvenilen bir ülkede yaşamaları için bayraklarıyla Kaplan sokağına veya yaşadıkları semtlerin kavşaklarına koşuşturan 70’li, 80’li yaşlarındaki “genç ruhlular”ı görmek hepimizi duygulandırıyor. Benzer duygular ülkelerine ve geleceklerine sahip çıkma mücadelesi veren gençlerimiz için de geçerli.



Bu protestolar birkaç yıl ve birkaç seçim öncesi yaşadığımız “Yeter ki Bibi olmasın” protestolarından çok farklı. Başbakan Netanyahu’yla ilgili yolsuzluk iddiaları ve mahkemeleri değil ön planda olan. Amaç demokrasi, liberalizm, insan haklarına saygı, yasama, yürütme ve yargı fonksyonlarından her birinin bağımsızlığı gibi ülkenin temel prensiplerinin korunması. Birilerinin bu değerleri atına yükleyip Üsküdar’ı geçmemesi.


Öte yandan tek tük de olsa protestoları kendi değişik amaçları için kullanmaya çalışan grup veya bireyler yok mu? Var tabi.



Protestolara şiddetle karşı çıkan, sandıktan çıkan demokratik sonuca ne pahasına olursa olsun saygı duyulması gerektiğini savunan karşı görüş tamamen mi haksız? Hayır tamamen haksız değil belki, ama....



120 milletvekilinden 64’lük marjinal bir çoğunluk sağladı diye, seçimden galip çıkan bu kesim,

Yargı, yasama ve yürütme haklarının tümünü de kendi egemenliğine almak isterse,

Kendi değer yargılarını tüm millete empoze etmeye kalkarsa,

Herkesin vergisiyle katkıda bulunduğu milli bütçeyi kendi sektörel amaçlarına odaklarsa,

Eğitim sisteminin kurmayları arasına ortaçağ zihniyetlileri de katarsa,

Haredi, (aşırı dindarlara), matematik, fen, İngilizce gibi günümüz dünyasında ayakta kalabilmek için gerekli temel eğitimi almamaları için prim verip onları devlete/ belirli partilere/ başkalarına muhtaç halde tutmaya devam etmenin savaşını verirse,


Ve tüm bunlara karşılık, sağduyu sahibi, ülkesini seven ve geleceğinden endişe eden her kesimden halk çoğunluğu bu durumu protesto etmezse.....

İşte o zaman “Atı alan Üsküdar’ı geçer” !

Örnekleri tarihte de gördük, günümüzde de görüyoruz.

Yaşadığım ülkede “Atı alan Usküdar’ı Geçmesin”!


Bu yazı sadece yazarın görüşlerini yansıtmakta olup İYT’yi bağlamaz.






Etiketler:

Bizi Takip Edin
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square
bottom of page