top of page

Aklını Kaybeden ve Kazanan Ülkeler






Bu satırları takip eden okurlar yazarın dört ülkeye yakın durduğunu bilirler. Eğitimini aldığı ve yılın büyük kısmında yaşadığı İngiltere (daha doğrusu Birleşik Krallık); yetiştiği, yazlarını geçirdiği ve dilini kullandığı Türkiye; kızının ve ailesinin yaşadığı, kültürünü benimsediği ve sık ziyaret ettiği Fransa; gönlünün ait olduğu ve kişiliğine damga vuran İsrail.


Milletler ve ülkelerin bazen akıllarını kaybettiği ve hem kendilerine hem de bazen komşularına zarar verecek noktaya sürüklendiklerini tarihten biliyoruz. İçinde bulunduğumuz dönemde dört diyarın ikisi çılgınlıktan çıkma aşamasında, diğer ikisi de içinde…


Akıllarını kazanmaya başlayanlar:

İngiltere – 2016 Brexit (Birleşik Krallık’ın Avrupa Birliğinden ayrılması) referandumu ile birlikte ve özellikle 2019 seçimleriyle Londra ve yönetimindeki topraklar Boris Johnson adlı eski bir gazeteci ve yazarın yörüngesine girdi. Aslında Johnson başkentin belediye başkanı olarak 2008 – 2016 süresince ve özellikle 2012 Londra Olimpiyatları esnasında uluslararası itibarını yükseltmişti ve Avrupa’ya hasım gözüyle bakmayan siyasetçiler arasındaydı.


Fakat iktidardaki Muhafazakar Partinin liderliğini ele geçirmek için Başbakan David Cameron’a karşı pozisyon aldı ve aşırı Brexit taraftarlığına soyundu. Olmadık vaatlerde bulunarak (“biz Avrupa Birliğinden ayrıldığımızda prangalardan kurtulacak ve tüm dünya ile ticaret yaparak zenginleşeceğiz”) İngiliz milletini uyuttular. Partinin başına geçtikten sonraki 2019 seçimlerinde muhalefetteki İşçi Partisinin Marksist lideri Jeremy Corbyn’in tecrübesizliği ve güvenirlik eksikliğinden yararlanarak 40 yılın en büyük siyasi zaferini elde ettiler.


Johnson karışık sarı saçları ve komik davranışları ile ciddi bir başbakandan ziyade palyaçoya benzetiliyordu. A.B.’den ayrılma müzakerelerinde güçler dengesi Brüksel’den yana ağır bastı ve Londra arzulamadığı tavizler vermeye mecbur kaldı. Ardından Covid aylarında yaptığı gaflar sonunda parti üyelerinin canına tak etti ve liderlikten uzaklaştırıldı. Yerine geçen Hint kökenli İngiliz Rishi Sunak başbakanlığında Birleşik Kırallık nihayet çılgın aksiyonlar dönemini geride bırakıyor ve hem Avrupa ile arasını düzeltiyor, hem de olgun ekonomik kararlarla düzlüğe çıkmaya doğru yöneliyor.


Türkiye – Yürek burkan ölçüde adaletsiz ve cahilane ekonomik programlı Erdoğan yıllarından sonra aklını başına toplamaya niyetlenen bir millet daha, Türkler. Her ne kadar ilk 10 yılında düzgün işler başarmasına rağmen (hükümetteki akıllılar sayesinde) AKP iktidarı 2013 Gezi Olayları sonrasında tamamen tek adam idaresine geçtiğinden rasyonellikten uzaklaşmaya başlamıştı.


Türkiye’liler aldıkları dersler ve depremler sonrasında iktidarı değiştirme aşamasındalar, en azından anketlere göre. Muhalefet, Millet İttifakı adıyla toplandı ve kararlı bir aday, Kemal Kılıçdaroğlu, etrafında birleşerek 14 Mayıs seçimlerine hazırlanıyor. Bugünkü Cumhurbaşkanı’nın Saray’ını terketmemek için göze alacağı tüm tedbirlere rağmen seçmenlerin yönü devrim niteliğinde değişimi haber veriyor.



Akıllarını Kaybedenler:


Fransa – Burada aklını yitiren hükümet değil de protestocu Fransızlar galiba. Haftalardan beri devam eden yakmalı, kırmalı halk hareketleri görünüşte Cumhurbaşkanı Macron’un emeklilik yaşının yükseltilmesi yasasına karşı fakat aslında isyanları oynamaya meraklı Paris’lilerin 1968’den bu yana alıştıkları yöntem. Fransa, yaşam düzeyi olarak dünyanın en gelişmiş, en yaşanabilir, en özgür ülkelerinden biri olmasına rağmen Fransızların kendi seçtikleri devlet başkanına baş kaldırmayı hatta alaşağı etmeyi misyon edinmiş bir halleri var. Çılgınlık dönemini andıran sorumsuz gençlik yıllarını yeniden yaşamaya bayılıyorlar.


Fakat Macron haklı: Emeklillik yaşını 62’den 64’e yükselterek sosyal sigorta yükünün iflas noktasına gelmesini engellemeye çalışıyor. Kaldı ki 1950’de 65 olan ortalama ömür 2023’de 82’ye dayanarak Amerika’yı bile 4 yıl aşmış durumda. Öte yandan Macron yönetiminde ülke işsizlik oranını % 7,4’e indirerek son 15 yılın rekoruna imza atıyor ve Paris Borsası Londra’yı geçerek tarihi bir dönüm noktasına erişmişken…


…Fransızlar şarap ve cinselliğin kendilerine bahşettiği mutluluğu hiçe sayarak şikayette bulunmayı ulusal bir tutku haline getiriyorlar. Tanrı akıl fikir versin!


İsrail – Henüz aklını kaybetti mi, kaybetmedi mi? Belli değil! Bu sözcüklerin yazıldığı anlarda Netanyahu, savunma bakanını yeni azletmiş ve yurt çapında nümayişlerin etkisi altında. Ülkeyi felç eden protestoculara eski Merkez Başkanı’ndan tutun da, güvenlik kadrolarına, yedek askerlere, üniversitelere kadar milletin kesinlikle yarısından fazlası katılıyor ve Başbakan’ın önerdiği yargıyı berhava etme programına karşı çıkıyorlar.


Şu fikrimi başından beri korudum: İsrail’i bedenen ve değer yaratarak savunanlar, vergi verenler, dünyanın yalnız Erets’den (İsrail) ibaret olmadığını bilenlerin oyları devletten sadaka alarak geçinenlerle bir değil! Kağıt üzerinde her vatandaşın seçim hakkı ayni olmakla birlikte esas risk alan, savaşan (düşmanla veya rekabetle), verginin büyük çoğunluğunu sağlayan ve İsrail’in dünyada saygın bir konumda olması gereğini gayet iyi anlayan kesim bir nevi sivil devrim yapıyor ve Parlamentoyu sarsıyor.

Akıllanmasını zaten geçmişte başarmış ve ara çılgınlık dönemini atlatmakta olan bir ülkeyi daha yukarıdaki gruba alacağız, nihayet.







Etiketler:

Bizi Takip Edin
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square
bottom of page