top of page

47 yıl önce bu hafta…




Bazı tarihler ve olaylar vardır ki belleklerde öylesine yer etmiştir, aradan uzun zaman geçmesine rağmen anımsanır, yâd edilir… Ben sizi bu yazımda eskilere, tam 47 yıl öncesine götürmek istiyorum. 47 yıl öncesinin tam da bu günlerine… Haziran ayının son, Temmuz’un ilk günlerine… Hepinizin çok iyi bildiği bir yaşanmışlığı sizlere anımsatacağım.


1976’nın 27 Haziran sabahı güzel bir güne uyanır İsrael… Air France’ın 139 no’lu uçağı sabah 9’da Ben Gurion Havaalanı’ndan 13 görevlisi ve 83’ü İsraelli 246 yolcusuyla Tel Aviv – Paris seferi için havalanır. Atina’da bir süre durur, bazı yolcular iner, uçak bu kez 70 İsraelli yolcusuyla yoluna devam eder.


Ama o da ne? Öğlen 1’e doğru Ben Gurion Havaalanı kontrol kulesinden uçakla irtibatın kesildiği haberi gelir. Bir Romanya uçağına ulaşan mesajla uçağın kaçırıldığı, Libya’ya doğru yönlendirildiği haberi gelir. Ülkede bilinmezlikten kaynaklanan çok büyük kaygı yaşanmaktadır. Uçak nereye inecek? Uçakta neler yaşanıyor? Yolcular nasıl bir tehditle karşı karşıyalar? Uçaktaki İsraellilerin isimleri başlangıçta açıkça ilan edilmese de, yakınlarına haber ulaştırılır.


O günün akşamında bilinen tek gerçek; Bingazi havaalanında altı saatlik bir yolculuğa yetecek miktarda, 34 ton benzin doldurduktan sonra uçağın bilinmeyen bir yöne doğru yeniden havalandığıydı.


Hükümette ve güvenlik birimlerinde çok büyük bir hareketlilik yaşanır. Dönemin Fransa Cumhurbaşkanı Valéry Giscard D’Estaing uçaktaki İsraellilerin diğer yolcularla birlikte kurtarılıp serbest bırakılması için elinden geldiğince çalışacağını açıklar. Ne de olsa Fransa bu olaydan sorumludur, gerekli güvenlik önlemlerini almamıştır.


O ana dek sayıları 7 kişi olan teröristlerin uçağa nerede ve nasıl bindikleri bilinmiyor. Korsanlar, uçağın Entebbe’ye inmesiyle Yahudi ve İsraelliler dışında tüm yolcuları serbest bırakırlar, diğerlerini zor koşullarda alıkoyarlar. İsraelli yetkililerin korsanlarla işbirliği yapan Uganda cumhurbaşkanı İdi Amin ile doğrudan görüşme talepleri sonuçsuz kalır.


Uçağın Uganda’nın Entebbe havaalanına inmesini takip eden günlerde Fransız ve İsraelli diplomatlar uçağı kaçıranlarla dolaylı olarak, sonradan doğrudan görüşmeler yaparlar. Korsanlar, aralarında 1972’de Ben Gurion Havalimanını kana bulayan Japon terörist Kozo Okmoto da dahil olmak üzere İsrael hapishanelerinde bulunan 39 teröristin serbest bırakılmasını şart koşmaktaydılar.


Fransa elçisinin Entebbe havaalanında teröristlerle 14 saat süren müzakeresi sonuç vermez. Hava korsanlarının hapisteki Filistinli gerillaları salıvermeleri için kendilerine 48 saat süre vermeleri üzerine, İsrail zaman kazanır. Serbest bırakılan yolcularla temasa geçilerek havaalanının bir krokisi çizilir, rehinelerin, teröristlerin ve Ugandalı askerlerin yerleri tespit edilir.


Bu arada 3 Temmuz’u 4 Temmuz’a bağlayan gece, aralarında Başbakan Binyamin Netanyahu’nun kardeşi Yonathan Netanyahu’nun da bulunduğu İsrail Ordusu'nun en seçme 200 askeri hazırlanarak, gizli bir şekilde dört uçakla Uganda'ya doğru yola çıkar. Tam bir baskın gerçekleşir. Entebbe Havaalanı'na inen askerlerin, rehineleri kurtarmaları, 7 teröristi öldürmeleri sadece 58 dakika sürer. İsrailli komandolar 45 Ugandalı askeri öldürür ve Uganda'nın 11 savaş uçağını havaalanında imha eder.



Entebbe Operasyonu sonucu üç rehine öldü, beş İsrail askeri yaralandı. Dördüncü bir rehine ise Uganda Ordusu'na ait askerler tarafından yakınlardaki bir hastanede öldürüldü (naaşı 1979’da iade edildi). Ne yazık ki, operasyonu yöneten komutan Yonathan Netanyahu çatışmada hayatını kaybetti.



Tsahal’in akıl almaz bu başarısı, dünyada şaşkınlık ve hayranlıkla karşılandı. "Air France AF139" sefer sayılı uçağın kaçırılması ve sonrasındaki operasyon hakkında çok sayıda belgesel çekildi, uçağın yolcularının yaşadıkları, ülkede süregelen endişeli dönem ve Entebbe Operasyonu birçok filme konu oldu, defalarca beyaz perdeye aktarıldı.



İşte benim bu haftaki yazımın yayınlandığı tarih, 47 yıl önceki İsrael’in böylesi bir tehlike ile karşı karşıya kaldığı ve vatandaşlarını kurtarmak adına bu tehlikeyi aklıselim ve üstün bir cesaretle alt etmeyi başardığı günlerin yıldönümüne denk geldi.

Entebbe Operasyonu, durum ne denli tehlikeli olursa olsun, İsrael’in teröristlerin isteklerine hiçbir zaman boyun eğmeyeceğine ilişkin en iyi örneği oluşturdu.


3 Temmuz’dan 4 Temmuz’a geçiş yaptığımız dakikalarda operasyonu planlayanları, operasyona fiilen katılanları, o korkulu anları ve günleri yaşamış yolcuları, hayatını yitiren Yonathan ile rehineleri anımsıyor, saygıyla anıyorum.















Comments


Bizi Takip Edin
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square
bottom of page