top of page

Barış  “bağcıyı dövmek isteyenlerle değil, üzüm yemek isteyenlerle” yapılabilir.


Çok gayret edeceğim ve kollektif sorumluluk bilincini hiçe sayarak eğlencelerine, düğünlerine, partilerine korona yokmuşçasına devam eden laiklerden, Arap yurttaşlarımızdan,

bugünlerde, bir süreliğine, sinagogları, yeşivaları doldurmadan da insanın Tanrısıyla bütünleşebileceğine inanamayan haredilerden,

yaşam ve sağlık hakkını, en azından bir süreliğine, gösteri hakkından üstün tutamayacak kadar fanatikleşmiş Balfurculardan,

koronayla mücadele nedeniyle kurulan ama birbirleriyle mücadele etmekten koronaya yeterince zaman ve düşünce ayıramayan birlik hükümetinden bahsetmeyeceğim bu hafta. Ve güzel değerlerden, BARIŞ’a, değineceğim bu hafta.

Sokaktaki pek çok insana “Şu anda nefret etmeyi en çok sevdiğin iki dünya lideri kimdir” diye sorsak Başkan Trump ve Başbakan Netanyahu listede en üst yerleri kaparlar, eminim.

Ne var ki bu iki lider bir ay kadar evvel Ortadoğuda kalıplaşmış köhne bir zihniyeti kökünden koparıp değiştirmeyi başardılar. (Tabi 36 yaşında bu göreve getirilen damat Jared Kushnerin katkısını da unutmayalım). Ve istediğimiz kadar kendilerine kızalım, bu başarıda övgüyü hak ettiler.

Hayır, Ortadoğu’ya henüz barışı getirmediler ama Arap- İsrael çatışmasını tarihe gömdüler. İsrael karşıtı Pan İslamizm ve Pan Arabizm ağır darbe aldı. Filistin İsrael anlaşmazlığı ise, çözümü için, Filistinli liderlerin bağcıyı dövmekten vazgeçip üzüm yemeye karar verecekleri güne kadar beklemek zorunda. (Ve bunun yolu da ancak öğrencilerine kinsiz, nefretsiz, intikamsız, hümanist bir eğitim vermeye başlayacakları günden itibaren açılacaktır)

Bazı çevreler bu normalleşme antlaşmalarına karşı çıkarken, bazıları da küçümsemeyi yeğlediler. “Canım İsrael bu iki ülkeyle hiçbir zaman savaşmadı, ihtilafta değildi ayrıca ortak sınırları da yok” dediler. “Normalleşme olsa ne olur, olmasa ne olur?” dediler. Bu görüş olayı çok basite indirgemek olur. Zira İsraelin -ve başbakanının- bu olaydaki büyük başarısı uzun yıllardır devam eden ve Ortadoğuyu bir kangrene dönüştüren “Filistinlilerle barış olmadan Ortadoğuda barış sağlanamaz” tabusunu en azından iki Arap İslam ülkesine, -ki galiba devamları da gelecek- yıktırması.

Tabii bu arada bazı satır aralarına da gereken önemi vermek gerekiyor. Yazılı metinlerde Oslo antlaşması, Filistin Devleti yer almazken, Mısır ve Ürdünle yapılan antlaşmalara, Trump’ın Yüzyılın Antlaşması önerisine ve terörle ortak mücadele terimlerine yer verildi. Metinde “meşru haklar”dan değil, “meşru gereksinimler” den bahis var! Sığınmacı lafı geçmiyor. ( biz önceliğimizi Filistin Devleti kurma seçeneğine değil, topraklarımıza geri dönme seçeneğine veriyoruz diyen Faruk Kaduminin kulakları çınlasın!)

Bu antlaşmanın taraf ülkelerin başka ülke veya örgütlerle ilişkilerinden etkilenmeyeceği ve onların üstünde olacağı hükmü de var.

Kısacası Filistin Özerk Yönetimine indirilen bir tokat var metinde.

Arap ülkeleri arasında en başta bu iki ülkenin Filistinlilerin “her öneriye hayır” tutumundan ve liderlerinin bitmek bilmeyen yolsuzluklarından bıkkınlığın ifadesi var bu metinde.

Tabii Gazze’deki Hamas terör örgütü de hüsranını ABD’deki imza töreni saatlerinde Aşkelon’daki sivil halka fırlattığı roketlerle ifade etti. Bir yanda barışa işbirliğine, dayanışmaya, gelişime açılan kapı, öte yanda ve aynı anda her zamanki gibi Filistinlilerin yakma, yıkma, öldürme girişimleri.

Arap Birliği bu olaya fazla tepki göstermedi. Hatta Filistinlilerin antlaşmayı kınama isteklerini geri çevirdi. Arap ülkeleri liderlerinden ve halklarından aleyhte pek bir ses çıkmadı. Batı Şeriadaki halk dahi oldukça tepkisiz kaldı. Yani Filistinli liderlerin pek güvendiği ve biraz da bu yüzden İsraellilerin tüm barış teklifllerini red ettikleri temel konsept çöktü. Peki, kimler karşı çıktı bu antlaşmalara? Filistin Özerk Yönetimi, İran, doğduğum ülke, Katar, Hamas ve Hizbullah terör örgütleri. Tabii İran’ı anlamak mümkün.

Zira İsrael’in etrafında yaklaşarak ve giderek büyüttükleri savaş ve terör çemberine (Lübnan, Suriye, Hamas, Hizbullah) karşılık yakında İsrael’in nefesini de Körfezde, BAE’de hissetmekten pek haz almayacakları kesin.

Ortadoğudaki Arap toplumu bir Fransa veya İngiltere’deki toplum değil. Arap ülkelerinin totaliter liderlerinin toplumu yönlendirme güçleri bu batılı ülkelere göre çok daha fazla. Bu yüzdendir ki BAE ve Bahreyn ile yapılan antlaşmalar daha evvel Mısır ve Ürdünl’e yaptıklarımızdan farklı olmaya aday. Mısır ve Ürdünle yaptığımız barış maalesef liderlerinin kendi nedenleriyle halka indirilmek istenmedi. Halklarının İsraele düşman veya en azından soğuk tutumlarını devam ettirmeleri her dönemde tercih edildi.

BAE ve Bahreyn’in tutumu baştan farklı… Bu ülke liderleri halklarının ilerlemesine odaklı… İsrael’le yapılacak barışın ülke halklarının ekonomik, siyasi, zırai, teknolojik, sağlık ve askeri alanda gelişmesine katkısı olacağını bildiklerinden şimdiden İsraeli gerçek yüzüyle – maksatlı ve yalan Arap propagandasının aksine- tanıtıp çocuklarının ve toplumlarının doğru eğitimine önem veriyorlar. Ortadoğudaki eğitim müfredatını takip eden Impact SE örgütünün verilerine göre BAE ders kitaplarında gereken değişiklikleri yaptı bile. (ki bu değişiklik maalesef Mısır ve Ürdün ders kitaplarında halen yapılmış değil!). Barışı bir strateji olarak seçmenin doğal ve arzulanan belirtileri bunlar.

Barışa da savaşa da gidecek yolu ülke liderlerinin çocuklarının eğitiminde aldıkları tutum tayin eder. Gazzedeki gibi yuva çocuklarının müsamerelerinde İsraelli Yahudileri ve askerleri nasıl öldürecekleri temsili olarak gösterilirse bu yavrulardan barışçı bir nesil beklemek biraz safdillik olur. Bugün dahi Filistin orta ve lise öğretiminde İsrael düşmanlığı, kin, nefret ve intikam duyguları vurgulanır. Yeni nesil bu duygularla büyütülür.

Buna karşılık BAE’li yetkililer konuşmalarında Eistein’dan alıntılar yapıp, Merihe uydu indirme başarısına odaklanmayı tercih ediyorlar.

Gönlün arzu ettiği bu stratejik barış ortaklığına daha pek çok Arap /İslam ülkesinin katılması ve “her şeye hayır, şiddete, çatışmaya evet” diyen paktın giderek zayıflayarak Filistinlilerin nihayet gözlerini açmalarını sağlaması ve onlarla da barışın sağlanabilmesi. Zira ortada herkesin artık anlaması gereken bir gerçek var. Ne İsraelli Yahudiler gidecek bu topraklardan ne de Filistinliler.

İsraeldeki Yahudilerin büyük çoğunluğu bunun bilincinde ve gereken fiyatı ödemeye hazır.

Darısı Filistinli liderlerin başına… (diğer bir deyimle Filistin davası tüccarlarının başına)!

Bizi Takip Edin
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square
bottom of page