Farklı Olma İhtiyacı

May 26, 2020

 

Bu hafta okuyacağımız Naso peraşası, içerdiği 176 pasukla Tora’nın en uzun peraşasıdır. İlginçtir; Teilim kitabının en uzun parçası olan 119. mezmur da 176 pasuk içerir ve Talmud’un en uzun bölümü olan Baba Batra’da 176 sayfadan ibarettir.

 

 

Yine de Naso’nun en uzun peraşa olması, sinagogda peraşayı okuyacak olan kişinin diğer peraşalara göre daha fazla hazırlanması gerektiği anlamına gelmekte değildir. Zira bu peraşanın ikinci yarısının büyük bölümü, aynı pasukların sözcük sözcük, hatta melodi işaretlerine kadar bire bir tekrarından oluşmaktadır.

 

 

Bu kısımda Tora, daha önce Şemini peraşasında anlatılan Mişkan’ın açılış gününe geri dönmekte ve o günden itibaren, Mişkan’daki Mizbeah’ın (sunak) ibadete adanması vesilesiyle on iki kabile liderinin getirdikleri sunuları saymaktadır. İlk gün sunusunu getiren kişi, Yeuda kabilesinin başkanı Nahşon ben Aminadav’dı. Sunusu, 130 şekel ağırlığında bir gümüş tas, 70 şekel ağırlığında gümüş bir çanak (her ikisi de, Minha-korbanı olarak, yağla yoğrulmuş en kaliteli unla doluydu), tütsü karışımıyla dolu, 10 gümüş şekele denk ağırlıkta altın bir kepçe, ve çeşitli korbanlardan oluşuyordu.

 

 

İkinci gün sunu getiren kişi, Yisahar kabilesinin başkanı Netanel ben Tsuar’dı. O da Nahşon’la tamamen aynı şeyleri getirmişti. Üçüncü gün sunusunu getiren Zevulun kabilesi başkanı Eliav ben Helon da tıpatıp aynı malzeme ve korbanları getirmişti. Bu durum sonraki günler boyunca aynı şekilde devam etmiş, toplam on iki boyunca on iki kabile başkanı, hiçbir istisna olmaksızın aynı şeyleri getirmiştir.

 

 

Açıkçası Tora’nın sadece Nahşon’un getirdiklerini sayıp, ardından ikinci gün Netanel’in, üçüncü gün Eliav’ın ve diğer günlerde de diğer kabile liderlerinin tam olarak aynı listeyi sunu olarak getirdiklerini söylemekle yetinmesi ve bu şekilde bol bol sözcükten tasarruf etmesi mümkündü. Ama Tora öyle yapmamış, aynı listeyi – ki bu, her kabile başkanı için beşer tane pasuk anlamına gelmektedir! – eksiksiz olarak kaydetmiştir.

 

 

Bilindiği gibi Tora, sözcük kullanımı açısından çok cimridir. Öyle ki, birçok önemli kural, ancak pasuklardaki bir imayla, hafif bir nüansla, fazladan bir harfin varlığıyla vs. öğrenilir. Hal böyleyken Tora’nın aynı listeyi uzun uzun tekrarlaması oldukça sıra dışı bir durumdur.

 

 

Bu konuda birçok açıklama yapılmıştır ve her birinden hayat için gerçekten önemli dersler öğrenmek mümkündür. Burada sizinle söz konusu açıklamalardan sadece bir tanesini paylaşacağım.

 

 

Şimdi biraz düşünelim. Açıkçası Nahşon’un işi kolaydı. Zira içinden gelen her ne ise, onu sunma hakkına sahipti. Oysa ikinci gün sunusunu getiren Netanel için aynı şeyi söylemek güçtür. Netanel bir ikilemle karşı karşıyaydı. Acaba sunu olarak ne getirmeliydi?

 

 

Netanel’in ne tür bir ikilem içinde olduğunu anlamak için bir örnek verilebilir: Aynı sinagogda arka arkaya on iki hafta boyunca bir dizi Bar Mitsva töreninin gerçekleşeceğini farz edelim. İlk Bar Mitsva’nın sahibi, âdet olduğu üzere tefiladan sonra vereceği yemek için, herkese birer bardak meyve suyu, küçük kanepeler, biraz havuç ve tatlı olarak da çikolatalı kek ikram eder. (Yani mesela!)

 

 

İkinci Bar Mitsva’nın babası düşünmeye başlar: “Acaba ne ikram etsek? Aynı kanepe ve kekleri mi vereceğim? Hiç anlamı yok. Ben taklitçi biri değilim. Ben farklı bir şeyler yapmalıyım. Kanepe yerine börek, meyve suyu yerine neskafe, tatlı olarak da profiterol vereceğim…”

 

 

Zavallı üçüncü Bar Mitsva sahibinin işi daha da zordur. Kek ve profiterol başkaları tarafından kapılmıştır. Ne yapmalıdır? Menüye bir de rokoko eklenmesi kaçınılmazdır.

 

 

Artık on iki numaralı Bar Mitsva’nın ailesinin halini söylemeye gerek yoktur. Ne ikram ettiğini bilemesek de, saçlarının ne durumda olduğunu tahmin edebiliriz.

 

 

Midraş, tüm bu zincirin bir benzerinin Netanel Ben Tsuar’ın aklından geçtiğini belirtir: “Eğer ben Nahşon’dan farklı bir şey getirirsem – ona karşı ‘fazladan bir puan’ almaya kalkarsam – o zaman benden sonraki kabile başkanı ve ondan sonrakiler, gittikçe artan bir problemle karşı karşıya kalacak. On ikinci başkan kim bilir ne getirmek zorunda kalacak!”

 

 

Netanel insan doğasını gayet iyi bilmekteydi. Mizbeah’ın ibadete açılışı vesilesiyle getirilen sunular bir yarış, bir rekabet gösterisine dönüşmemeliydi. Böylece Netanel, o gün her ne kadar “kendi mutlu günü” idiyse de, olağanüstü bir davranışta bulunmuş ve Nahşon’un sunusunun tıpatıp aynısını getirmiştir. Sunu getirme merasiminin devamını bu şekilde bir standarda oturtmuştur. Herkes eşit olmalıdır. Diğer kabile liderleri de aynı mesajı almışlardır ve bu nedenle Tora her birinin sunusunu ayrı ayrı, eksiksiz bir şekilde saymakla, hepsini tek tek onurlandırmıştır. Eğer sadece Nahşon’un sunusu listelenip, diğer liderler için, tabiri caizse, “denden işareti” konsaydı, her biri eşit olarak onurlandırılmış olmazdı.

 

 

Farklı olma ihtiyacı, karşı konulması güç bir dürtüdür. Özellikle de kişinin ön planda olduğu özel bir gün söz konusu olduğunda, mutlaka özel bir şeyler yapma, daha farklı, daha sofistike, daha yaratıcı olma dürtüsü kişiyi esir alabilir. Açıkçası bu, kötü bir dürtü değildir; zira dünyadaki tüm gelişmeler, ilerlemeler bunun gibi farklı düşüncelerin, kalıpları kırmanın vs. sonucunda meydana gelmiştir. Ancak bilim, sanat gibi alanlardaki ilerlemeler bir şeydir, insanların çoğunluğunun hayatlarının belli aşamalarında yaptıkları çeşitli kutlamalar farklı bir şeydir. Tabii ki “tıpatıp” olmak diye bir durum söz konusu değildir. Tabii ki herkes kendi olanakları doğrultusunda kutlamasını en iyi şekilde gerçekleştirmek, konuklarını en iyi şekilde ağırlamak ister. Ancak tüm bunların “kararında” olmasında fayda vardır. Kişinin, ailesi, çocukları için gerçekleştirdiği bir kutlama, başkaları için bir imrenme, kıskançlık, dedikodu, hatta psikolojik bir tehdit konusu haline gelmemelidir.

 

 

Beezrat A-Şem, yavaş yavaş arkamızda bırakmaya hazırlandığımız Korona krizinin açıkça ortaya koyduğu gerçeklerden biri de mütevazı kutlamaların gayet mümkün olduğudur. Bir araya gelebilecek insan sayısının kısıtlı olduğu bu dönem boyunca da insanlar evlendi, berit milalar yapıldı, çocuklar bar/bat mitsva oldular. Bunların hepsi mütevazı bir çerçevede, sadece en yakınların katılımıyla gerçekleşti ve her nasılsa kıyamet kopmadı. Evlenenler daha az mutlu değil!

 

 

Sevdiğim yazarlardan Yedidya Meir geçenlerde bu konuda şöyle yazmıştı: “Bu dönemde davet edildiğimiz kutlamalara gerçekten de sevinçle gidiyoruz. Çünkü davet ediliyor olmamız oraya gerçekten ait olduğumuzun bir işareti. Orada bulunması şart olmayan ve normalde her zaman davet edilen kişilerse kısıtlamalar nedeniyle evde kalıyorlar. Onlar da memnunlar, çünkü giyinip kuşanmak, organize olmak, çocukları tutacak bir bakıcı ayarlamak, uzun yola çıkmak, yüklü bir çek vermek ve orkestranın korkunç yüksek sesi yüzünden ızdırap çekmek zorunda değiller. Normalde tüm bunları ne için yapıyorlar? Kutlamasında bu uzak kişilerin bulunmalarına gerçekte ihtiyaç duymayan ve açıkçası gelmelerini de çok istemeyen kutlama sahibi, davet edilmedikleri için gücenirler diye onlara davetiye göndermek zorunda kaldığı için. Ve onlar da tabii ki büyük zahmete girerek kutlamada hazır bulunuyorlar. Neden? Tabii ki kutlama sahibi gücenmesin diye! Herkesin boşu boşuna acı çektiği, vaktini ve parasını harcadığı, aptalca bir tür korku dengesi.”

 

 

Normal yaşantımızda mutlaka hepimizin hissettiği, ama o “korku dengesi” nedeniyle bir türlü kıramadığı bu gibi durumlar için Korona yardımımıza geldi ve kutlamalarımızı sadece yakın çevreyle sınırlandırdığımız ve mütevazı bir şekilde gerçekleştirdiğimiz zaman daha az mutlu olmayacağımızı gösterdi.

 

 

Amacım, “Bundan sonra artık kutlamalar sadece 20-50 davetliyle yapılsın” önerisinde bulunmak değil. Kimseye hayatında ne yapacağı konusunda vaazlar vermek haddime değil elbette. Ama yine de, kutlamaları sadece yakın çevreyle kısıtlı tutmak sanırım herkesin yararına olacaktır. Böylece haftanın peraşasından öğrendiğimiz “başkalarından farklı olmak zorunda değiliz” mesajına, leavdil, Korona’dan öğrendiğimiz “kutlamalarımızda çok da geniş çevrelere açılmak zorunda değiliz” mesajını ekleyebiliriz.

 

 

Bu hafta Tora’yı alışımızı andığımız Şavuot bayramını kutlayacağız. “Moşe kibel Tora miSinay” (Pirke Avot 1:1). “Moşe, Sinay’dan Tora aldı.” Aslında Moşe Tora’yı “Sinay’dan” değil, Sinay Dağı’nda, tüm halkın tanık olduğu bir ortamda, Tanrı’dan almıştır. Ama Hahamlarımızın öğrettikleri gibi, Tanrı’nın Tora’yı vermek için özellikle Sinay Dağı’nı seçmesinin sebebi, çok yüksek rakıma sahip olmayan Sinay Dağı’nın tevazuu simgelemesidir. Tevazu, Tora’yı almanın en önemli ön şartlarından biridir. Moşe’nin Tora’yı alıp halka öğretebilmesini sağlayan, Sinay’ın verdiği tevazu mesajını almış olmasıdır. Bizim de Tora’yı almamızı ve anlamamızı mümkün kılacak olan yine tevazudur. Yukarıdaki iki mesaj bu tevazuu destekleyecek iki küçük öge teşkil edebilir. Hepimize Hag Sameah.

 

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

Bizi Takip Edin
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square
İLETİŞİM/ליצירת קשר
ADRES/כתובת 
İletişim ve faaliyetler hakkında bilgi almak için

לקבלת מידע אודות פעילויות ההתאחדות

לרישום / אימייל

 

Tel: +972 36582936
Fax: +972 36573894

+972 36582936:טל

   +972 36573894:פקס

turkisrael@gmail.com

Mohrey Sigariyot 7 Bat Yam - Israel

רחוב מוכרי הסיגריות 7 בתים, ישראל

  • Facebook Social Icon
  • Instagram Social Icon
  • Google Places Social Icon
  • Twitter Social Icon
  • YouTube Social  Icon