Üçüncü Seçim Sonuçları ve Bir Kitabın Düşündürdükleri

May 5, 2020

 

İsraelde seçimlerin üçüncü kez tekrarı da fazla birşey değiştirmedi. Muhalefet lideri Gantz 61 milletvekilinin desteğini aldı ve hükümeti kurmakla görevlendirildi. Gantz seçimlerden önce seçmenine iki söz vermişti.

 

1.Netanyahu’yla hükümete hayır

2.Arap milletvekillerinin  “Birleşik Listesi” yle bir hükümete hayır.

 

Seçim sonuçlarının yetersizliği Gantz’ı bu sözlerinden birini tutmamaya mecbur etti.

O birinci sözünü tutmamayı tercih etti.

Bu tercihin İsrael kamuoyundaki bitmeyen tartışmaları, (Nisan sonu itibariyle), benim son olarak okuduğum, (İsrael – Filistin sorunuyla ilgili), bir kitapla aynı zamana denk geldiğinden sizinle bu kitaptan bazı alıntıları paylaşmak istiyorum. (Belki de böylece Gantzı bir nebze olsun anlamamıza yardımcı olabilirim).

 

Hemen iki kısa alıntı ile başlayayım:

Kitabın yazarı günün birinde Arap asıllı bir milletvekiline “hayatındaki en İsraelli an”ını sorar. Karşısındakinden milletvekili yemini esnasındaki heyecanı veya İsraelli bir sporcunun başarısı gibi bir cevap beklemektedir. Aldığı cevap onu şaşırtır biraz. “Öyle bir anım hiç olmadı. Kendimi hiçbir zaman İsraelli hissetmedim.”

 

Fransız Parlamentosundaki Yahudi bir milletvekilinin veya Türkiye Büyük Millet Meclisinde Ermeni bir milletvekilinin böyle bir cevap verebileceğini düşünebilir misiniz?

 

Zıtlıklar ülkesidir İsrael. Ülkenin Devlet Başkanını cinsel taciz suçlamasından seneler boyu hapise yollayabilen Arap kökenli Yüksek Mahkeme Üyesi hakim, aynı zamanda ülkenin milli marşını hiçbir zaman terennüm etmediğini açıklamaktan da çekinmez.

Her neyse....

 

Kitabın adı : Filistinli Komşuma Mektuplar  / Letters to My Palestinian Neighbour (Kitap İngilizce; Türkçeye çevrildi mi, bilemiyorum)

 

Kaleme alan Yossi Klein Halevi (*) ABD’de doğup 80’li yıllarda İsrael’e, Yeruşalayim’e  aliya yapmış dindar bir yazar, düşünür. Bu kitabı yazmaktaki amacı, kendisini dinlemeye hazır Filistinli komşusuna kendi öykümüzü anlatmak; ve belki de, buradan hareketle bir diyalogun kapısını açmak.

 

Kitabın ana teması gerek İsraelli Yahudinin, gerekse Filistinli komşusunun her birinin kendi haklı öyküleri olduğu, bu öykülerin karşı taraflarca dinlenilmesi gerektiği ve sonuçta bu toprakların hakça, (ama her iki tarafın da ödünler vererek), paylaşılması gerektiği.

 

İsraelli Yahudinin öyküsünü tarihsel, sosyal, siyasi ve dini bağlamlarda, hissi ve ikna edici uslubuyla sonuna kadar savunan yazar, karşı tarafın da öyküsüne açık tutuyor kendini.

 

Örneğin kitabın başlarında şöyle diyor:

“Tanrıyla bütünleşirken kullandığım Yahudiliğimi bağrıma basarım; ancak Tanrı birden fazla dil konuşur.”


“ İyiniyetli yabancı diplomatların arabuluculuk gayretlerinin olumlu sonuca varamamasının nedenlerinden biri de her iki tarafın derin dini yükümlülüklerini hesaba katamaması. Ortadoğuda barışa varabilmek için insanların kalbine de ulaşabilmek gerekli.”

 

2005 yılında Gazze’nin İsrael tarafından tümüyle boşaltılmasına rağmen, o andan başlayarak ta bugüne dek süren ve çevredeki sivil toplumu hedefleyen saldırılara değinen yazar şu önemli tesbitte bulunuyor.

 

“Bizim açımızdan Filistin terörünü yaratan İsrael işgali değildir. Tam tersine işgalin devamının nedeni terördür. Zira siz bizi ne yaparsak yapalım, Filistin terörünün devam edeceğine ikna ettiniz.”

 

Yazar 2006 yılında bir gün Haifa yakınlarında bir Arap lokantasında yemek yemektedir. Birden sirenler çalmaya başlar. Sirenler Hizbullah roketlerinin yolda olduğunun işaretidir. Tüm lokanta müşterileri, Yahudi ve Arap, mutfağın yanındaki ufacık sığınağa doluşurlar. Olay İsraelli Araplara kaderlerinin bir cilvesidir. Filistin davasını savunduklarını iddia eden bir terör örgütünün roketlerine karşı İsraelli Yahudi sofradaşlarıyla beraber aynı sığınakta kendilerini korumak zorundadırlar.

 

Halevi Siyonizmi şöyle açıklıyor:

“Gereksinim Siyonizmi acil kıldı, ne var ki ona ruhunu veren Yahudi halkının bu topraklara bitmeyen özlemiydi”.

 

Benzer bağlamda Yahudiliğin sadece bir kurallar ve ritüeller bütünü olmayıp aynı zamanda bir toprağa bağlılığın da vizyonu olduğunu vurguluyor. (Kendi Siyonizmini şu sözlerle tanımlıyor: İsraelin kaderi benim de kaderimdir, paylaştığım sorumluluğumdur.)

 

Filistinli iderlerin bizi bir din olarak tanımlamalarına karşı çıkıyor ve Avraham ve Sara’dan başlayarak Yahudilerin bir aile, bir  Peoplehood/ halklılık yarattıklarını iddia ediyor. Yahudileri belirli bir dine mensup bir halk olarak tanımlamak gerekir diyor. Yahudi diniyle Hristyanlık ve İslam arasındaki ana farkı da şöyle özetliyor:

 

Gerek İslam, gerekse Hristyanlık evrensel, her bireye açık dinler.

Yahudilik ise sadece belirli bir halka atfedilmiş bir inanç. Dolayısıyla halklılık ve inanç ayrılamaz bir bütün. Sonuçta Yahudi halkı olmadan Yahudi inancı da olamaz. Ve bu yüzdendir ki Yahudilik başka dinlerin geçerliliğini kabul etmekte zorlanmaz.

 

İki toplumun içiçe geçmiş bazı zıtlıkları da dikkat çekiyor kitabında:

“Özellikle İsraelin bağımsızlık gününde muhtemel terör olaylarını önlemek amacıyla helikopterler havadan güvenliği sağlar. Filistinli bir çocuk için evinin üstündeki gürültülü helikopter ürkütücü olsa gerektir. Bu maalesef iki toplum arasındaki ilişkinin lanetidir. Bizim güvenliğimiz sizin savunmasızlığınız, zayıf noktanızdır. Bizim kutlamalarımız sizin yenilginizdir. Ancak madalyonun ters tarafı da mevcuttur. Hamas veya Hizbullahın roketleri benim çocuklarımı hedef alıp onların birkaçını katlettiği zaman bazı Filistinli komşularım da bu olayı kutlamaktan çekinmez.” der yazar.

 

Biz İsraelliler Holokostu anma gününde güçsüzlüğün yasını tutarız. İsraelin savaşlarında canını veren askerlerimizi andığımız  “Anma  Günü/ Yom Azikaronda” ise gücün sonuçlarının yasını tutarız.

 

Filistinli komşusundan anlamasını beklediği önemli bir mesajı var Halevi’nin: Biz diyor Halevi, Haçlıların, Osmanlıların ve İngilizlerin kök salmayı başaramadığı bu topraklarda niye başarılı olduk?

Çünkü biz buraya diğerleri gibi gelmedik, biz buraya DÖNDÜK!

 

İsraelli tanınmış yazar A.B. Yehoşua İsrael Filistin anlaşmazlığını “doğru” ile bir diğer “doğru” arasındaki çekişme olarak tanımlar. (Yani Halevinin belirttiği iki toplumun iki öyküsü gibi).  İki toplum için de acı olan Filistin tarafının bir A.B. Yehoşua’ya sahip ol(a)mamasıdır.  İki toplum bir kısır döngüye hapsolmuş gibidir. Filistin tarafı İsrael’in meşruluğunu, kendi kaderini tayin etme hakkını red etmekte, İsrael ise Filistinlilerin milli hakimiyet ve bağımsızlığına engel olmaktadır.

 

“Dönüş Hakkı” konusunda gayet açık bir görüşü var yazarın.

Yahudiler İsrael devleti sınırları içindeki topraklara dönebilir; (Filistinlilere bırakılacak Batı Şeria bölgesine değil!), Filistinliler ise kendi kuracakları devletin sınırları içindeki topraklara.

 

Bu yazıma konu olan “Arap milletvekillerinin İsrael Kneset’indeki yerleri” için ise, tümüyle katıldığım şu görüşü öne sürüyor:

İsraelin Arap toplumu Yahudileri kendilerinin de geniş İsrael toplumunun bir parçası olduklarına ikna etmek istiyorlarsa, meclise öncelikle ülkeye entegre olmayı isteyen ve seçen, ve ülke Hamas ve Hizbullah teröristlerinin roket atışları altında olduğunda, bu örgütlerle özdeşleşmeye devam edecek ve onları her şartta destekleyecek siyasal İslamcı veya milliyetçi kişileri seçmemesi gerektiğini belirtiyor.

 

Yazarın ümidi, günün birinde iki toplumun artık geçmişlerindeki travmatik olayları tartışmayı bırakıp, müşterek gelecekleri üzerinde yapıcı diyalogların içine girmeleri.

 

Kitap son derece akıcı bir uslupla yazılmış. Yer darlığından buraya yazamadığım pek çok konuda özgün, yapıcı, bilgilendirici görüşleri var yazarın.

 

İsrael Filistin sorununa ilgi duyan, bir spor kulübü tutar gibi taraflardan birini körükörüne tutmayan okuyucuların,  sağduyunun tavan yaptığı ve kalıplaşmış çerçeveleri aşan bu kitabı okumalarında yarar var, keyif var.

 

Hele hele değil sadece milletçe, dünyaca, elele, COVID-19 ile boğuştuğumuz bugünlerde kendilerini Filistinli olarak tanımlayan herkesin bu kitabı okumasını çok isterdim.

 

(*) ABD doğumlu yazar 1982 yılından beri Yeruşalayim’de oturuyor. Shalom Hartman Enstitüsü mensubu. Ödül sahibi yazarın dört ayrı kitabı var. Duke Üniversitesinden İmam Abdullah Antepliyle beraber Enstitünün  “Muslim Leadership Initiative” isimli projesini yönetiyorlar.Evli ve 3 çocuğu var.

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

Bizi Takip Edin
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square
İLETİŞİM/ליצירת קשר
ADRES/כתובת 
İletişim ve faaliyetler hakkında bilgi almak için

לקבלת מידע אודות פעילויות ההתאחדות

לרישום / אימייל

 

Tel: +972 36582936
Fax: +972 36573894

+972 36582936:טל

   +972 36573894:פקס

turkisrael@gmail.com

Mohrey Sigariyot 7 Bat Yam - Israel

רחוב מוכרי הסיגריות 7 בתים, ישראל

  • Facebook Social Icon
  • Instagram Social Icon
  • Google Places Social Icon
  • Twitter Social Icon
  • YouTube Social  Icon