Yüzyılın Antlaşması/Refaha giden Barış…

February 12, 2020

 

İktidara geldikten kısa bir süre sonra İsrael – Filistin anlaşmazlığına çözüm getirecek  “Yüzyılın Antlaşması” nı açıklayacağını belirten ABD Başkanı Trump, İsraeldeki seçimler nedeniyle epey ertelediği bu açıklamasını geçenlerde nihayet yaptı. Zamanlaması olduka tartışılabilecek açıklamanın  “ölü doğacak bir bebek” olduğu çoktandır biliniyordu.

 

Zira Filistin Özerk Yönetimi ve tabii ki Gazze’deki Hamas yönetimi de, daha antlaşmayla ilgili hiçbir bilgileri olmadan karşı olduklarını yüksek sesle duyurmuşlardı.

 

Eski İsrael Dışişleri Bakanı Abba Ebanın tabiriyle, Filistinli liderler  “Bir fırsatı kaçırmak için hiçbir fırsatı kaçırmayan’’ idarecilerdi. Ancak el elden üstündür derler. Şimdiki Abbas yönetimi de üstünlüğünü göstermek için bu sefer antlaşma hakkında hiçbir bilgileri olmadan reddetmeyi tercih ederek üstünlüklerini ispatladılar.

 

Trump bu antlaşma taslağıyla Filistinlilere  “üzüm yeme” olanağı sunuyor.

Ancak amacınız “üzüm yemek değil de, bağcıyı dövmek ise” antlaşmayı okumadan dahi red eder, yolunuza devam edersiniz. Tıpkı Arapların yaptığı gibi…

 

“Yüzyılın Antlaşması” fazla iddialı bir slogan/başlık ve sanırım benim gibi bazılarımız en azından başlangıçta bu deyimi Trump’ın alıştığımız klasik “kendini aşırı beğenme”  dürtülerinden biri olarak algıladık. Ancak planın sayfalarını karıştırmaya başladığınızda çok emek sarfedildiğini, pek çok ayrıntı ve sayısal verilere dayandırıldığını görüyorsunuz.

İki ayağı var iskeletin. Siyasal ve ekonomik…

 

Taslağın İsrael için olumlu yanları özellikle toplumunun kırmızı çizgilerini dikkate alması.


Örneğin Gazze’nin silahlarından arındırılması, (güvenlik), topraklarını değişik nedenlerle terkeden veya terkedilmek zorunda brakılan  Filistinlilerin İsrael topraklarına dönmemesi, (ki bu İsraelin demokratik ve Yahudi kimliğinin korunması için kırmızı çizgi), birleşik Kudüs’ün, (Yeruşalayim’in) İsrael başkenti olarak kabul edilmesi, (dindarlar için kutsal ama laikler için de milletin birlik ve beraberliğinin simgesi).

 

Batı Şeriadaki yerleşim bölgelerinin durumu taslakta İsrael lehine gözüküyorsa da bu paylaşımdan ne Filistinliler ve ne de İsraelin aşırı sağcıları memnun değil. Ancak bir müzakere zeminine ulaşılabilseydi, sanırım bu konu tartışmalara, pazarlıklara açık olacak; ancak iki tarafın iyi niyetiyle bir çözüme varılabilecekti.

 

Başkan Trump’ın Filistinlilere teklif ettiği “üzümlerden”  bazıları ise şöyle.

Filistin Devleti.

Doğu Kudüs’ün hemen yanıbaşındaki Abudis’in Filistin Devletinin başkenti olarak ABD ve İsrael tarafından tanınması.

Batı Şeriadaki toprakların büyük kısmı ve bu toprakların Gazze ile bir tünel kanalıyla bağlanarak ülke bütünlüğünün sağlanması.

50 milyar dolarlık ekonomik yardım paketi ve bir milyon kişiye iş imkanı…

 

Kudüs’ün İslami turizme açılarak Filistinlilere ek iş imkanları sağlanması, altyapının,(ulaşım, liman, hafif uçaklara açık hava alanı), sağlık ve eğitim olanaklarının radikal gelişimi),dış sermayenin teşviği ekonomik paketin öğelerinden bazıları.

 

Böyle bir antlaşmanın, zorlukla ve adeta dilenerek temin edilmeye çalışılan dış yardımlara rağmen sefalet içinde yüzen bir toplumun yaşamını nasıl 180 derece değiştireceğini anlamak için ne kahin ne de profesör olmaya gerek var.

 

İki gram sağduyu yeterli… Ne yazık ki bu bile  Filistinli idarecilerde  yok.

Öte yandan planı çok İsrael yanlısı bulup Filistinlilerin tepkisini haklı görenler de var.

Diyeceğim iki şey var onlara.

  1. Filistinliler planı ilk reddettiklerinde plan henüz ortada bile yoktu.

  2. Filistinli yöneticiler seneler boyunca Abba Eban’ın -ölümünden sonra dahi-  daha evvel söylediklerini boşa çıkartmamak için özel gayret sarfettiler. Şöyle ki Başkan Clinton’un önerilerine, Başbakan Olmert’in tavizlerine,  Başkan Obama- Kerry’nin tekliflerine hep istikrarlı ve hep aynı cevabı verdiler. Kocaman bir  “HAYIR”

Antlaşma taslağına değişik yönlerden gelen tepkiler de ilginç ama beklendiği gibiydi genelde.

 

İsrael aşırı sağı ne bir karış toprak vermeyi ne de Filistin Devletini tanımayı kabullenebiliyor. (Ne var ki İsrael demokratik bir devlet ve halk çoğunluğu bu sorunun üstesinden demokratik bir şekilde gelebilir.)

 

İsrael solu da kraldan çok kralcı, ilerici, liberal kisvede İsraelin bir Yahudi devleti olarak kalmasını da önemsemiyor, planı eleştiriyor.(*)

 

Bu etapta, hele de Holokostu yeni yeni anmışken insanın aklına şöyle bir soru gelmez mi?

Holokost sonrası “Bir daha asla” yemini etmiş bu toplumun küçücük topraklarında ona sahip çıkacak, gereğinde onu koruyacak bir devlete sahip olması çok mu?

 

Tabii ki dünyanın değişik yerlerinde yerleşmiş, nesiller boyu o ülkelerde yaşamış Yahudilerin ille de İsraele gelip yerleşmeleri gerekir diye bir durum söz konusu değil.

 

Ama bu ülkede halen yaşayan altı milyonun ve gereğinde buraya sığınabilecek Yahudilerin bir ufacık kendi ülkelerine hakları yok mu?

Arap Birliği beklendiği gibi ve FÖY’nin baskısıyla toplanıp hemen planı reddetti.

Avrupa da Arap ülkeleriyle olan ekonomik ilişkilerinden ve kendi ülkelerindeki Müslümanların oylarını kaybetme endişesiyle öneriye soğuk kalmayı tercih etti.

 

Hatta Avrupa Birliğinin yeni atanan Dışişleri ve Güvenlikten Sorumlu Yüksek Temsilcisi Josep Borrell Batı Şeriada herhangi bir ilhak durumuna karşı İsraeli tehditkar bir dille uyardı.(**)

 

AB adına yazılı kınama isteği İsrael diplomasisi ve Çek Cumhuriyeti, Macaristan ve Romanya’nın gayretleriyle önlenebildi.

 

Birleşik Krallık, Fransa, Almanya, İtalya, İspanya nerdesiniz?

Arap ülkelerinin sağladığı menfaatlerin peşinde muhtemelen!

 

Ve açıkçası ve ne yazık ki,  3-4 milyon Filistinlinin sefaleti veya refahı kimin umurunda?

Ama diyebilirsiniz ki, yolsuzluk dolu bu yönetici kadrosu çocuklarını vatansever ama barışçı bireyler olarak eğiteceklerine, beyinlerini kinle, intikamla, cihadla, Yahudileri denize sürmek gibi emellerle doldururlarsa ve bu eğitimle gelecek nesilleri de sefalete esir ederlerse, Yeni Zelandalılar, Kosta Rikalılar veya Tayvanlılar mı düşünecek Filistinlilerin dramını?

Siz de haklısınız.

 

*)İsrael solunun plana karşı görüş bildirmesi sağlıklı bir durum. Bunların yetkili mercilerde, kapalı kapılar ardında görüşülmesi, içerik ne olursa olsun, demokrasinin bir gereği bence. Ancak bunu hasımlarımızla birleşip ve -sağcı değilseniz planın başarı olanaklarını sıfırlayarak, yok eğer aşırı sağcıysanız milletin sırtına hançer saplayarak-  yapmak kabul edilebilir bir davranış değil.

 

**)Yüksek Temsilci Borrell ilginç bir kişilik. İsrael karşıtlığıyla tanınıyor. Avrupa’nın İran’ın İsraeli imha etme isteğine alışması gerektiğini iddia edebilecek kadar İsrael dostu (!).

Biraz araştırdım. 1969 yılında, yirmiiki yaşındayken İsraelin merkez- güneyindeki Gal-On kibbutsunda gönüllü çalışmalara katılmış. O sırada tanıdığı Fransız asıllı ilk eşi Caroline Mayeur ile daha sonra evlenip iki çocuk sahibi olmuş. Bir süre sonra da çift ayrılmış. Bu ek bilgiyi vermemin iki nedeni var.

Birincisi sanırım bu ismi ilerde sık sık duymak zorunda kalacağız.

İkincisi belki bu konuyu daha da araştıracak meraklı bir okuyucumuz sayesinde Borrelli’yi bu derece anti-İsrael yapan unsurun Gal- On kibbutsundan mı yoksa bu kibbutsta tanışıp boşandığı eşinden mi kaynaklandığını açıklığa kavuşturma isteğim!

 

 

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

Bizi Takip Edin
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square
İLETİŞİM/ליצירת קשר

Tel: +972 36582936
Fax: +972 36573894

+972 36582936:טל

   +972 36573894:פקס

turkisrael@gmail.com

ADRES/כתובת 

Mohrey Sigariyot 7 Bat Yam - Israel

רחוב מוכרי הסיגריות 7 בתים, ישראל

İletişim ve faaliyetler hakkında bilgi almak için

לקבלת מידע אודות פעילויות ההתאחדות

לרישום / אימייל

 

  • Facebook Social Icon
  • Instagram Social Icon
  • Google Places Social Icon
  • Twitter Social Icon
  • YouTube Social  Icon