“TARAFSIZ CİNSİYET”

December 3, 2019

 

 

Ahh, Brad Pitt’in şu alımlı bacakları!

 

Cinsiyet niye veya kime lazım ki?

Baştan söyleyip rahatlıyayım. Hepiniz değilse de bir kısmınız, iki senedir bu sitede okuduğunuz yazılarımın en gerici, en demode, en seksistini okumak üzeresiniz. (Bir kısmınız belki benim gibi düşünebilir diye umutlanarak, hepiniz değilse bile, diyorum!)

 

‘’Geri kafalı’’ etiketini de hak edebileceğimin farkındayım ama yine de düşündüklerimi yazacağım. Bu sitede yazmanın güzel taraflarından birini, “düşündüğünü yazabilme” özgürlüğümü kullanacağım.

 

Yazı konusu ‘’Time’’ mecmuasında okuduğum bir makaleden doğdu.

 

Sekiz milyarlık dünya oyuncak bebek piyasasının yüzde ondokuzunu elinde tutan Mattel şirketi, ilerde oluşacak piyasa payını kaybetmemek amacıyla, geçtiğimiz günlerde tüketiciye dünyada ilk  “cinsiyetsiz bebek” modellerini sunup satışa çıkartmış. Benim gibi anlamakta güçlük çekenleriniz olabilir diye açayım. Yani bu bebekler nötr, tarafsız, cinsiyetsiz, ne erkek, ne de kadın. Dilerseniz, istediğiniz saç veya aksesuarı ekliyerek,  belirli bir cinsiyete sokabiliyor veya böyle olduğu gibi oynayabiliyorsunuz.  Bu şekilde kadın erkek eşitliği perçinleniyor, tabular yıkılıyor, çocuklara ilerde istedikleri cinsiyeti seçebilecekleri şimdiden aşılanıyor ve yeni neslin  ‘’tarafsız, nötr’’ bir şekilde yetişmesine olanak veriliyor!

 

Bilenleriniz vardır muhakkak ama ben bu eğilimin nerden başladığını, start aldığını bilemiyorum. Güçlüye karşı zayıfı korumak amacıyla mı (amir/ast, öğretmen/öğrenci, erkek/kadın), kadın- erkek eşitliğini sağlamak mı, liberalizmin, özgürlüğün sınırlarını denemek mi, her neyse, bir başlangıç yeri vardır muhakkak... Bilmiyorum.  Ama işin fenası, sonunu da göremiyorum.

 

Güçlüye karşı zayıfı korumak… Tabii ki. Ama ölçüleri kaçırmadan, örneğin isteğe göre gerçek zalimle mazlumu, haklıyla haksızı birbirine karıştırmadan.

 

Kadın erkek eşitliği…  Şüphesiz, kesinlikle.  Kadınla erkeğin eşit haklara sahip olmaları gerektiği bugün artık aydın dünyada tartışılamaz bile. Ama haklar eşit, aynı olmalı. Bu kadınla erkeğin aynı olmaları gerektiği anlamına gelmez ki. Çünkü aynı değiller!

 

Doğa erkeği ve dişiyi yaratmış. Üreyip soylarını devam ettirsinler diye.

Tamam, arada   -doğuştan-  eşcinsel ve trans olarak doğanlar da var, kabulüm. Ama bunlar doğanın bir istisnası, kanunu veya normu değil.

Onların da eşit haklara sahip olmalarına da hiçbirimizin itirazı yok muhakkak ki. Olmaması gerekir, olamaz, böyle doğmuşlarsa.

 

Ama daha liberal, ilerici, modern veya değişik olalım diye normun içindeki çocuklarımızı bu istisnalara yönlendirmenin anlamı ne?

 

Siz hiç bir kadın için, “Ne muhteşem kadın, neydi o kaslar öyle” diye bir kompliman duydunuz mu? Güzel yüzlü, güzel vücutlu, güzel bacaklı diyebilirsiniz ama güzel kaslı demezsiniz.

 

Aynı şekilde bir erkek için de  “Ne biçim kaslardı onlar, aynı Ronaldo”, veya “Ne göz var adamda, aynı Alain Delon” tipli övgülere kulak misafiri olabilirsiniz ama ben bugüne kadar, “Ahh ne mevzun bacakları var şu Brad Pitt”in diyen bir kadına rastlamadım.

Rastlamayacağım da. Nasıl ki doğum yapan bir erkeğe rastlamayacaksam… Evet, gay bir erkek şu veya bu şekilde bir bebeği – annesiz, kadınsız- büyütüp ona hem babalık hem de  “sözde” annelik yapabilir belki ama yine de bu onu çocuğunu doğurmuş bir anneyle eşitlemez, eşitleyemez.

 

İsimler de öyle. Bir ismin kişinin cinsiyetini belirtmesinde, bana sorarsanız, hiçbir mahzur yok; aksine birden fazla avantajı var. Telefonla not veya kartvizit bıraktığınızda, randevu aldığınızda, vs,vs. Moşe, Avi, Ahmet, Orli veya Şermin dediğinizde muhatabınız sizi görmeden de cinsiyetinizi belirler. İyi de olur. Ya Lior veya Deniz dediğinizde?

 

Hiçbir fikre sahip olamazsınız.

Tükçemizde yok ama, bir çok lisanda, İngilizce dahil tabii, kişilere cinsiyetlerine göre zamir kullanılır.  He veya she gibi.

Pew Enstitüsü Kaliforniya’da iki grup genç arasında bir araştırma yapmış.

Sorulan soru şu:

Çevrenizde (Cinsiyet belirten) “he” ve “she” gibi zamirler yerine, nötr olan o/onlar zamiri kullanan birini tanıyor musunuz?

 

1965-1980 arasında doğan gençler grubunun yüzde onaltısı soruya olumlu cevap vermiş.

 

1995-2015 arasında doğan çocuklar/gençler grubunun ise yüzde otuzbeşi soruya olumlu cevap vermiş.

 

Farkı görüyor musunuz?

Sadece toplum (yani bizler) bir nesilde yüzde ellinin üzerinde bir fark yaratmış,..

 

Pabllo Vittar adını duyanlarınız vardır belki. Kendisi bir drug queen. Şarkılarıyla, giyimiyle, politik çıkışlarıyla gündemde bu 24 yaşındaki Brezilyalı. Youtube’da bir milyardan fazla kere izlenmiş. Kendini genderfluid olarak tanımlıyor. Türkçeye “akışkan cinsiyetli”  mi, yoksa “cinsiyeti belirsiz” diye mi tercüme etmeli, bilemiyorum.

 

Düşünün yirmi yıldır birbirini görmemiş Üniversiteden arkadaş iki genç kadın yolda karşılaşıyor. Hal hatır soruluyor. Konuşma şöyle devam ediyor.

  • Valla, ben çocuk yapmadım, kariyer yapmayı seçtim.

  •  Ben de tam tersine, kariyeri değil, çocukları seçtim. Üç tane yaptım, yetiştirdim. Bir kızım, bir oğlum bir de akışkan cinsiyetlim var.

 

Yine Kalifirniya Üniversitesinin yaptığı bir araştırmada 13-19 yaş grubundaki Kaliforniyalı gençlerin yüzde 27’si, (yazıyla yirmiyedisi) kendilerini cinsiyetsiz kategorisinde tanımlamışlar.

 

Cinsiyetsizlik akımı kendini giderek daha da değişik alanlarda göstermeye çalışıyor. Örneğin “tarafsız” tuvaletler giderek artıyor.

 

Yine büyük bir oyuncak firması reklam panolarında erkek çocukları etekle, kız çocukları atletik giysilerle afişe ediyor. (Bir İskoçya seyahatimizde etek giydiğimi ve mevzun bacaklarımın duvardan duvara herkes tarafından övgüye boğulduğunu nasıl unuturum ki?)

 

Disney de katılmış 2015 yılında bu cinsiyetsizlik akımına. Çocuk elbiselerinden  “kızlar içindir” ve  “erkek çocuklar içindir” etiketlerini çıkartmış.

Bazı konfeksiyon mağazaları, New York’ta,  tümüyle cinsiyetsiz reyonlarda sergiliyorlar giysilerini, tamamen unisex’ler.

 

Ticari şirketler bu akımın öncülüğünü yaparken doğal olarak bunu karımızı arttırmak için yapıyoruz demiyorlar. Sundukları  “ambalaj” gerekçe: Yaratıcılığı teşvik etmek!.. İnanın isterseniz.

 

Bazı psikologlar da erkek çocukların da büyüyünce ebeveynlik görevlerinde eşlerini yalnız brakmamaları için çocukluklarında bebeklerle oynamalarını salık veriyor. Üç oğlumuz da bebeklerinin altlarını değiştirirken kapasite olarak hiç de gelinlerimizin altında değiller; ve bizim eve oyuncak bebek HİÇ GİRMEDİ. Ama itiraf edeyim oğullarımızdan hiçbiri bebeklerini de emziremedi! Psikologum nerdesin?  (Şimdilik yok,  ama böyle giderse ilerde lazım olacak galiba!)

 

Ayırım çizgilerini sislediğimiz, belirsizleştirdiğimiz diğer bir alan da özellikle Türkiyede son yıllarda moda olan, bir babanın oğluna  “babacığım” veya bir annenin kızına “anneciğim” diye hitap etmesi.

 

Benim kulağımı tırmalaması önemli değil ama bu hitapların neye yaradığını biri bana anlatsa gerçekten sevineceğim.

 

Baba babadır, oğul da oğul. Çocuklarla diyalog kurmak için bu saçmalıklara gereksinim olmamalı sağlıklı bir ilişkide.

 

Sonuç olarak kanımca doğayı sadece ekolojik bağlamda değil, ilericilik maskesi altında bu tür doğa karşıtı akımlarla da tahrip ediyoruz.  Yazık!...

 

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

Bizi Takip Edin
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square
İLETİŞİM

Tel: +972 36582936
Fax: +972 36573894

turkisrael@gmail.com

ADRES

Mohrey Sigariyot 7 Bat Yam - Israel

  • Facebook Social Icon
  • Instagram Social Icon
  • Google Places Social Icon
  • Twitter Social Icon
  • YouTube Social  Icon
İletişim ve faaliyetler hakkında bilgi almak için