Yahudi mi? Musevi mi?

November 26, 2019

 

Yahudi mi demek gerek? Yoksa Musevi mi? Bize Yahudi denildiğinde bozuluyor muyuz? Bu ayıp bir kelime mi? Bu kelimelerin diğer dillerde karşılığı var mı? Bu ve pek çok benzer soruya cevap vermek adına bu yazıyı yazmaya koyulduk.

 

Çok yakınlarımızın ve hatta Yahudi arkadaşlarımızın dahi kimi zaman hatalı kullanımlarına şahit olurken, özellikle medyada yapılan yanlışları büyük bir üzüntüyle takip ediyoruz. ‘Yahudilik’ ve ‘Musevilik’; kafa karışıklığı yaratan ve kime sorsanız ayrı bir cevap alacağınız iki kelime.

 

Yahudilikte (ki bu kavramı birazdan açacağız) neredeyse hiçbir sorunun tek bir yanıtı yoktur. Her sorunun birçok farklı yorumu ve/veya cevabı olduğu gibi “Yahudi” kelimesinin anlamında da doğru olarak kabul edilebilecek farklı cevaplar olabilir.

Bu yazıda yapmak istediğimiz en basit tanımı ile bu kelimelerin anlamlarınız izah etmek ve medyada karşılaştığımız birkaç yanlış örneği göstererek, yanlış kullanımlardan kaçınmayı sağlamaktır.

 

Bunun için öncelikle tarihin sayfalarını aralıyacağız.

 

Üç semavi dinin de öncüsü olarak kabul edilen Avraam Avinu (Hz. İbrahim) İbrani toplumunun ilk lideri olarak kabul edilir ve kendisin oğlu Yitshak (Hz. İshak) ve onun oğlu Yaakov (Hz. Yakup) da aynı İbrani toplumunun fertleridir. Bugün İsrail Devletinin vatandaşlarının konuştuğu dil olan İbranice kelimesinin kökeni de bu peygamberlerin mensup olduğu toplum olan İbrani kelimesinden türemiştir.

 

Yahudiliğin anneden geçtiğine dair günümüzde yaygın olarak dolaşan algının, bu dönem yaygın olmadığı, peygamberlerin var olduğu zamanın MÖ 2000 civarı olduğunu hatırlamakta yarar var. Bu yazıda toplumu nitelerken erkek egemen bir toplumdan bahsediyor olduğumuzun altını çizmek isteriz.

 

Yaakov Avinu üç semavi din kitabında da yer etmiş  ve kendisinin serüvenlerle dolu bir yaşamı olmuştur. Yaşadığı olayların sonucunda Tanrı tarafından kendisine İsrael (İsrail) ismi verilmiştir. Ardından kendisi ve 12 oğlu başta olmak üzere, onun soyundan gelen herkese Bnei İsrael (İsrail Oğulları) şeklinde hitap edilmeye başlanmıştır. Üç semavi dinin kitabında da bolca geçen ‘İsrail Oğulları’ tanımlaması ile de, bu noktadan sonra artık yeni bir toplumun temelinin oluştuğunu söylememiz mümkün.

 

Bnei İsrael toplumundan Moşe Rabenu (Hz. Musa),  yine üç semavi dinin kitabında da yer etmiş ve kendi toplumunu Mısırdaki köle yaşantısında kurtarmasıyla bilinen tarihi bir figürdür. Burada önemli nokta ise şudur: Yahudilerin kutsal kitabı olan Tora, Mısır’daki birçok kölenin Moşe Rabenu  sayesinde özgürlüklerine kavuştuğunu belirtmektedir, yani bu kölelerin hangi milletten, hangi ırktan, hangi inanıştan, olduğu hiçbir önem arz etmeden Moşe Rabenu’yu takip eden bu insanlar onun aracılık edişiyle Tora’nın hükümlerini kabul ederler ve ilk semavi dinin ilk mensupları olurlar.

 

Tora’yı kabul edip uygulamaya başlayan bu insanlar, MÖ 1500 dolaylarında üç semavi kitapta da anıldığı şekliyle, onlara ‘vaat edilmiş topraklara’ yani yaklaşık olarak bugünkü İsrail Devleti topraklarına varıp orada bir devlet kurarlar.

 

Yaakov Avinu’nun 10 oğlu ve 2 torunu toplamda 12 gruba bölünerek bu her biri gruplara liderlik etmiş ve vaat edilmiş toprakları yerleşim bakımından paylaşmışlardı. Örneğin kardeşlerden Aşer ve Naftali ülkenin kuzey topraklarına yerleşirken Şimon ve Yehuda ülkenin güney bölgesindeki topraklardan sorumluydular. Ancak bütün kardeşlerin sorumluluğunda yaşayan tüm bireyler devleti yöneten tek siyasi lider ve dini otorite altında hareket etmekteydiler. Bu liderlerden en çok bilinenleri erken devlet döneminde Hakimler olarak geçen Ehud, Debora, Gideon ve Simson ve daha sonraki dönemde Krallar olarak bilinen Şaul, David (Hz. Davut) ve Şlomo’dur (Hz. Süleyman). Bu süreçte toplum yine diğer Ortadoğu toplumları gibi ataerkil şekilde yaşamıştı.

 

Her toplumda olduğu gibi bu devletteki bireylerden bazıları da dünyanın farklı köşelerine kendi istekleri ile göç etmiş veya komşu şehirlere, köylere, kasabalara yerleşmiş, buradaki komşularla etkileşime geçmiş, bu insanlarla evlenmiş aile kurmuş ve çevre toplumlara kendi dinlerini yaymıştı.  Bu şekilde Tora ilk defa farklı topraklarda da uygulanmaya başlanmıştır.

 

Bu konuda verilebilecek belirgin bir örnek, Kral David’in anneannesinin Moab Krallığı’ndan yani bugünkü Ürdün devletinden gelerek Tora’yı kabul etmiş olmasıdır. Bir diğer örnek ise Kral Şlomo’nun eşlerinden birinin Saba Melikesi olmasıdır. Saba Melikesi bugün Etiyopya’nın sınırlarında bulunan ülkesine geri döndüğünde toplumuna Tora’yı ve onun hükümlerini aktarmıştır.

 

Moşe Rabenu’dan 500 yıl kadar sonra toplum çeşitli politik sebeplerden ikiye bölünerek iki farklı devlet (krallık) kurmuştu. Kuzeyde 10 kardeşin topraklarının bulunduğu alanda İsrael (İsrail) Krallığı güneyde ise kalan iki kardeş Yehuda ve Binyamin topraklarında ise Yehuda (Yahudiye) Krallığı kurulmuştu. Yaklaşık 300 yıl sonra, önce kuzeydeki İsrael Krallığı Asurlular tarafından yıkılır ve Krallıkta yaşayanlar bu bölgeden sürülür. Ardından 150 yıl kadar sonra bu sefer güneydeki Yehuda krallığı Babil İmparatorluğu tarafından yıkılır ve orada bulunan insanlar da bu topraklardan sürülür.

 

İşte, ilk kez bu tarihte, yani Moşe Rabenu’dan 1000 yıl sonra bu topraklarda yaşayan insanlara, sürüldükleri Babil İmparatorluğu sınırları içersinde Yehuda toprağından gelen kişi anlamına gelen Yahudi denmeye başlandı. Yani, bir krallığın tüm fertleri Yahudi olarak tanımlandı. Bu insanlar, Babil İmparatorluğu’nda yaşarken her zaman geldikleri topraklara yani Yehuda topraklarına geri dönebilmeyi umdular. MÖ 539 yılında Babil İmparatorluğu’nun yıkılmasının ardında Yahudiye’ye geri dönen Yahudiler yaklaşık 550 sene daha bu topraklarda Yahudi olarak anıldılar.

MS 70’te Roma İmparatorluğu Yehuda Krallığı sınırlarına gelip bu topraklarda yaşayanları Yahudiye’den sürüp dünyanın dört bir yanına dağıtmıştı. Yaklaşık 1500 yıl boyunca bu topraklarda yaşamış bu halkın tek bir ırk olduğunu, komşuları ile hiç karışmadığını, karşılıklı ilişkiler kurmadan yaşadığını iddia etmek ve Tora’yı kutsal kitabı olarak kabul eden tüm insanların tek bir ırktan geldiğini önermek doğru bir niteleme olmayacaktır. Bu insanların hepsi aynı ırka mensup olmasalar da, bu kişilerin hepsi Yahudi’dir ve dünyanın farklı yerlerine sürgüne gönderilmişlerdir.

Bu sürgünden sonra, bu insanlar gittikleri her yerde onlara Yahudi kelimesinin kendi dillerindeki karşılığı ile hitap edilmiştir: Jewish, jude, juif, yehud gibi…

 

‘Peki, o zaman Musevilik kavramı nereden çıktı?’ dediğinizi duyar gibiyiz. Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yıllarında Arapça kökenli eski Osmanlıca kelimeler yerine, yeni öz Türkçe kelimelerin kullanılmasına önem verildi. Bu dönemde, İbranice Yehuda veya Arapça Yehud kelimesinden türetilen Yahudi kelimesi yerine Musa peygamberin dinine inanlar anlamına gelen Musevi kelimesi türetildi. Görüşümüzde göre, aslında Musevi kelimesi de Arapça kökenlidir.  Özellikle Atatürk’ün Yahudileri konu alan açıklamalarında da Musevi kelimesini tercih etmesi o dönemde çok etkili olmuş ve bu terimin tercih edilerek kullanmasında etkili olmuştur.

 

 “Bugün içimizde bulunan Hıristiyan, Musevi vatandaşlar, mukadderat ve talihlerini Türk milletine vicdani arzularıyla bağladıktan sonra kendilerine yan gözle, yabancı gözüyle bakmak, medeni Türk milletinin asil ahlakından beklenebilir mi?”[1]

Utkan Kocatürk, Atatürk’ün Fikir ve Düşünceleri, Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları, Ankara 1999, s. 205.

 

Tabii o günün Yahudi toplumu da yıllarca kötü anlamda ve aşağılama olarak kullanılan Yahudi kelimesi yerine gelen bu yeni Türkçe kelimeyi çok hızlı sahiplenip benimsemiştir. Bugün hala Yahudilere yanlışlıkla Yahudi dediği için özür dileyerek Musevi diyen insanlar bulunmakta. Yahudi kelimesinin hakaret olmadığının bilincine vararak belirtmekte yarar var: Musevi ve Yahudi kelimelerinin betimledikleri toplum birebir örtüşmektedir. Bu kelimelerden biri din, biri toplum anlamında kullanılmamaktadır. Yahudiler arasında böyle bir ayrım bulunmamaktadır. Durum Hristiyan dinine mensup olup Rum veya Ermeni olmaktan farklıdır. Nitekim Türk Yahudi Toplumu da, geçtiğimiz senelerde kurumsal kimliklerini değiştirerek eskiden kullandıkları Türk Musevi Cemaati ismini kullanmaktan vazgeçerek, daha isabetli bir terim olan ‘Yahudi’ ve ‘toplum’ kelimelerine terfi etmişti.

 

Bu yazıyı yazmaya karar vermemize sebebiyet veren yazı ise Independent Türkçe’nin bir tercümesi oldu. Kerim Çelik tarafından yapılan tercümede yazar Richard Ferrer’in cümlesi şu şekilde tercüme edilmiş: ‘İster yılda bir günlüğüne Yahudi olan bir Musevi olun, ister İbrahim’in bizatihi kendisi’. Tercüman Yahudi’yi bir din, Musevi’yi ise bir toplumu niteleyen bir kelime olarak kullanmış. Oysa ki yazının orjinalinde böyle bir ayrıma gidilmeksizin, ‘It doesn’t matter if you’re a once-a-year Jew-ish Jew or Abraham himself’ deniyordu, yani daha doğru bir tercüme ile: ‘İster senede bir gün Yahudiliğini uygulayan bir Yahudi olun, ister İbrahim’in bizahiti kendisi..’ Bu ve bunun gibi yanlış kullanımlar ve yanlış tercümeler de Yahudilik ile ilgili terimler hakkında kafa karışıklığına sebebiyet vermektedir.

 

İşte bu karışıklığın temeli bahsetmiş olduğumuz bu olgulardır. Kısacası, Yahudi ve Musevi kelimelerinin arasında hiçbir fark yoktur. Yahudilik bir ırk değildir ve büyük Roma İmparatorluğu sürgününe kadar toplumsal ve dinsel aktarım baba temellidir.

Günümüzde Yahudilik ortak tarihsel geçmişe ve ortak inanca sahip tüm insanları kapsamaktadır. Doğal olarak kişi sadece anne veya baba tarafından Yahudi olsa dahi bu inanç ve kültür sisteminin bir parçası olabilir ve kendisini Yahudi olarak tanımlayabilir.

 

[1] Utkan Kocatürk, Atatürk’ün Fikir ve Düşünceleri, Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları, Ankara 1999, s. 205.

Kaynak:Avlaremoz

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

Bizi Takip Edin
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square
İLETİŞİM

Tel: +972 36582936
Fax: +972 36573894

turkisrael@gmail.com

ADRES

Mohrey Sigariyot 7 Bat Yam - Israel

  • Facebook Social Icon
  • Instagram Social Icon
  • Google Places Social Icon
  • Twitter Social Icon
  • YouTube Social  Icon
İletişim ve faaliyetler hakkında bilgi almak için