Son Sınav

November 19, 2019

 

Atamız Avraam on sınavla sınanmış ve hepsinde sağlam durmuştur.

(Mişna – Pirke Avot 5:4)

 

Avraam Avinu’nun tabi tutulduğu sınavların en zoru hangisiydi dersiniz?

 

Doğal olarak bu soruya, “Oğlu Yitshak’ı korban olarak getirmesi yönündeki emir” cevabını vereceğizdir. Bence pek de yanılmış olmayız, zira bu gerçekten de birçok yönden çok zorlu bir sınavdı. Her şeyden önce Avraam ve Sara, tek ortak oğulları olan Yitshak’ın doğumunu çok uzun yıllar boyunca beklemişlerdi. Avraam maddi ve manevi, sahip olduğu her şeyi bırakabileceği, ama daha da önemlisi, dünyada yaymaya başladığı öğretileri devam ettirmesini sağlayacak olan bu oğluna çok değer veriyordu.

 

 

Ama buradaki zorluk sadece bir babanın oğlunu feda etmesiyle sınırlı değildi. Avraam tüm yaşamını Tanrı inancını yaymaya ve yanlış zihniyetlerle mücadele etmeye adamış, bu uğurda “Avraam A-İvri” (öte yandaki Avraam) olarak anılmaya başlamıştı; çünkü herkesinkinden farklı bir yaşam felsefesini benimsemişti. Yanlış zihniyet olarak sürekli karşı çıktığı bir uygulama da o dönemde oldukça yaygın olan, insanların, ilahlarına bir sunu olarak “en değerli varlıkları” olan kendi çocuklarını kurban etmeleriydi. Şimdi Avraam hayatı boyunca karşı çıktığı bir şeyi yapmak üzere Tanrı’dan emir almıştı ve bu da onun vaaz ettiği her şeyi silip atmak anlamına gelecekti. Ama Avraam her yönüyle zorlu olan bu sınavda da “sağlam durmuştur”.

 

 

Akedat Yitshak’ın (Yitshak’ın korban edilmek üzere bağlanması) Avraam’ın geçtiği en zorlu sınav olduğu konusunda hemfikirsek, bunun aynı zamanda “en son” sınav olması gerektiğinde de sanırım hemfikir olacağızdır. Öyle ya, en zoru başarmış birine yeni bir sınav vermenin ne anlamı vardır? Okyanusu geçmiş biri, daracık bir dereden de tabii ki geçecektir.

 

 

Ama işte, büyük Tora otoritesi Ramban, Avraam’ın Akedat Yitshak’tan sonra bir sınavdan daha geçtiğini belirtir. Bu sınav, Avraam’ın, Tanrı ona tüm Erets-Yisrael’i vaat etmiş olmasına rağmen, vefat eden sevgili eşi Sara için bir mezar yeri satın almak üzere gidip paragöz biriyle pazarlık yapmak zorunda kalmasıdır. İşte onuncu sınav budur.

 

 

İlginç, öyle değil mi? Tamam, bunun pek de hoş bir durum olmadığı açıktır. Can sıkıcıdır. Avraam kendisini sıkıntıda hissetmiş olmalıdır. Herşey tamam. Ama laf aramızda, dokuzuncu sınav Akedat Yitshak iken, onuncu sınav olarak bu olay biraz sönük kalmıyor mu? Zorluk skalasında ikisini birbirine yakın görmek bile oldukça zor. Nihai sınav neden bu olmalıydı? Daha doğrusu buradaki sınav neydi?

 

 

Önceki sekiz sınavı geçtikten sonra Akeda gibi olağanüstü bir sınavın ardından Avraam “Artık doruğa ulaştım. En imkânsız sınavı geçtim. Everest’i fethettim! Benden daha ne istiyorsun, ey Evrenin Efendisi? Çok sevdiğim eşimi yeni kaybetmişim; bu acımla bir de bu pespaye adamlarla mı uğraşayım? Neden bu işi kolayca halletmemi sağlamıyorsun?” diyebilirdi. Ama hayır. Avraam’ın tavrı bu olmamıştır.

 

 

Hâlâ şikâyet etmiyordu. Hâlâ sorular sormuyordu. Daha birkaç gün önce en yüksek doruklardayken, Sara’ya uygun bir mezar yeri satın alabilmek için aşağılık insanlarla uğraşmak durumunda kalmıştı. İşte bunun onuncu sınav olmasının sebebi buydu. Bu, bir insanın, belli zorlukları, belli dönemleri atlattıktan sonra artık rahat, huzurlu bir yaşama hakkı olduğunu hissettiği ve düşündüğü zaman hayata karşı nasıl bir yaklaşım içinde olacağının sınavıydı. Avraam bu sınavda, “Ben yapmam gerekeni yaptım. Artık biraz nefes almaya hakkım var” iddiasında bulunma eğilimini yenmiştir.

 

 

Atamız Avraam’ın, biz evlatlarına olan mesajı budur: Hayatımızda neler yapmış, hangi badireleri atlatmış, hangi zorlukların üstesinden gelmiş olursak olalım, nefes aldığımız sürece işimiz bitmiş değildir. Elbette büyüklerime vaazlar verecek konumda değilim. Ama yine de insanlar, artık “arkalarına yaslanabileceklerini” düşündükleri “altın yıllara” eriştikleri zaman bile faal ve üretken olmayı sürdürmek için ellerinden geleni yapmalıdırlar.  Üstelik bu sadece ileri yaştakilerle sınırlı değil. Zorlu bir iş gününden dönüp, günün geri kalanını elinde uzaktan kumandayla televizyonun karşısında geçirmek de pek üretken bir şey değil.

 

 

Tanımadığımız, ne tip değer yargıları olduğunu bilmediğimiz bazı yabancı insanların hayal gücünün ürünü olan, birçok kez öğretici hiçbir şey içermeyen, daha kötüsü insanların en alçak dürtülerine hitap eden dizileri, filmleri, programları seyretmezsek çok şey kaybetmeyiz. Vaktimizi ve enerjimizi yiyip bitiren sosyal medyayı, akıllı telefonlarla uğraşmayı asgari bir süreyle sınırlayabiliriz. Ve tüm bunların yerine ailemizle vakit geçirebilir, bir yerlerde gönüllü olabilir, yeni şeyler öğrenebiliriz. Örneğin haftada bir veya iki kez bir Tora dersine katılmak da, birçok kişinin hatayla düşündüğünden farklı olarak insanın zihninde çok yeni ve farklı ufuklar açabilir, ruhunu besleyebilir.

 

“Ve Avraam ihtiyarlamıştı, günlerle geliyordu” (Bereşit 24:1).

 

 

Avraam [ve Sara (Bereşit 18:11)] hayatının her gününü dolu dolu yaşamış, hiçbirini boşa harcamamıştı. İhtiyarladığında, hayatının tüm günlerini eksiksiz olarak yanında getirmekteydi. Çünkü Hahamlarımızın öğrettikleri gibi, insanın maneviyatla, iyiliklerle, mitsvalarla doldurduğu her an, ona sadece bu dünyada değil, sonrasında da eşlik edecektir. Asla “emekli” olmayalım.

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

Bizi Takip Edin
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square
İLETİŞİM

Tel: +972 36582936
Fax: +972 36573894

turkisrael@gmail.com

ADRES

Mohrey Sigariyot 7 Bat Yam - Israel

  • Facebook Social Icon
  • Instagram Social Icon
  • Google Places Social Icon
  • Twitter Social Icon
  • YouTube Social  Icon
İletişim ve faaliyetler hakkında bilgi almak için