Değerli Soner Bey,

November 5, 2019

 

Değerli Soner Bey,

 

31 Ekim 2019 tarihli Sözcü Gazetesindeki; “Sevinçliyim... Mutluyum...” başlıklı yazınızı ilgiyle okudum.

Ancak, “İsrailoğulları, vadedilmiş topraklar emeline biraz daha yaklaşacak...” tespitinizi Soner Yalçın’a konduramadım.

Allah aşkına bu “emel”in ne olduğunu ufak para yapabilir misiniz? İnanın, Erbakan ağzıyla konuşup Türk insanında Yahudi paranoyası yaratma yaklaşımınızı anlamakta güçlük çekiyorum.

 

 

ABD Yahudi Lobisi’nin Ermeni Soykırım tasarılarını engelleme motivasyonunu Yahudilerin Ermeni antipatisine ve Yahudi Soykırımının biricikliğini muhafaza etme dürtülerine bağlıyorsunuz. Bu gerekçelerin söz konusu tutumlarındaki ağırlığı eser miktardadır ve bir “siyaset tarzı” teşkil etmekten çok uzaktır.

 

 

İzah edeyim: ABD’deki Doğu Avrupa kökenli Yahudilerin Ermenilerle yaşanmış dinsel veya ticari bir sürtüşmeleri, hatta ortak bir yaşamları bile neredeyse hiç olmadı. Osmanlı’daki yaşanmışlıklardan, o da sadece On dokuzuncu yüzyılın sonlarından itibaren, basın yoluyla dolaylı olarak haberdardılar. Ayrıca, Ermeni konusu bu Yahudilerin ilgi alanlarında da değildi.

 

 

Yahudilerin uğradığı Soykırım birçok özelliği açısından “Biricik’tir ve diğer soykırımlardan “korunmaya” ihtiyacı yoktur.

 

 

Yahudi çevrelerinin yakın zamanlara kadar “Ermeni Soykırımına ilişkin temayülleri,  “Başka ulusların uğradığı soykırımları reddetmek veya onların bayraktarlığını yapmak Yahudilerin üzerine vazife değildir” seklindeydi. Nitekim, bu konunun kurcalanmaya başladığı 1974 Kıbrıs harekatına kadar bunlar bu konuya angaje olmamaya özen gösterdiler.

 

 

Türk-Amerikan ilişkilerinin Yunan/Rum ve Ermeni Lobileri tarafından rehin alınmasının akabinde, beğenmediğiniz Turgut Özal, bu lobilerin etkisini kırabilmek için Amerikan Yahudi Lobisinin kullanılabileceğini düşündü. Ama bu yaklaşım “Monşerler” yönetimindeki Dışişleri Bakanlığımızın çekmecelerinde uzun müddetten beri tozlanmaktaydı. Dışişleri Genel Sekreteri ve sonradan unvan değişikliğiyle Dışişleri Müsteşarı Sn. Kamuran Gurun bu işbirliği olanaklarını On iki Eylül rejiminin hemen başlangıcında ciddi bir şekilde yoklamıştı. İşbirliğini geciktiren husus ise Suudi Arabistan’ın o sıkıntılı dönemde Türkiye’ye açtığı 250.000.000,00 Dolarlık krediydi…

 

 

Özetle, Özal’in önayak olması ve Jak Kamhi’nin konuya müdahil olmasıyla 500.cu Yıl Vakfi Yüksek Türk Burjuvazisinin ve Askeriyenin telkin ve katkılarıyla kuruldu ve söz konusu lobilerin etkisinin kırılabilmesi için Amerikan Yahudi Toplumu ve lobileri ancak böyle seferber edilebildi. GERÇEK BUDUR !

 

 

Her alışverişte olduğu gibi, bu seferberliğin de bir fiyat etiketi vardı: Türkiye’nin İsrail ile olan ilişkilerine çeki düzen vermesi!  Bu yapıldı ve Özal, Mesut Yılmaz, Demirel, Tansu Çiller ve Ecevit dönemleri iki ülke arasında STRATEJIK ilişkilerin kurulmasının önünü açtı. Bu siyasetin rüzgârı iki ülke ilişkilerini bilinçli olarak berbat eden ve birer mühendislik eseri olan One Minute ve Mavi Marmara olaylarına kadar idare etti. Israil parlamentosundan henüz bir Ermeni tasarısı geçmediyse bunu Yahudilerin Ermeni antipatisine değil, İsraillilerin Türkiye’nin “Erdoğan’dan büyük” olduğunun bilincinde olmalarına yormak gerekir.

 

 

ABD’de yapılan oylamanın ibret verici sonucuna gelince, bunu Yahudi Lobisi’nin “Kötü etkisi”ne değil bu konuya artık müdahil olmamayı seçmesine bağlamak lazımdır. Elhak, AKP hükûmetleri bunun böyle olması için ellerinden geleni artlarına koymadılar. Yakın zamanların “İsrail’in yanında kimler yer alıyorsa, herkes bilsin ki biz onların karşısındayız” ifadesi on seneden fazladır sürdürülen israil karşıtı siyasetin bir özeti gibi. Anlayacağınız, Yahudi Lobisi’ni kızdıran Mehmetçik değildi.

 

 

Bernard Lewis, Ortadoğu dillerinin tümüne ve konusuna çok hakim güzide bir tarihçiydi. Konuya sadece 1915 zaviyesinden değil 1878 Osmanlı-Rus harbinden itibaren başlayan, siyasi mülahazalarla halkların ve özellikle Türk unsurun Balkanlar’dan tehcir edildiği, yerinden edilme süreçlerinden soyutlamadan bakabilen biriydi.

 

 

Bu asamadan sonra görünen o ki Türkiye’nin Kürt konusuna ilişkin muhatabı bundan böyle Rusya olacak.

 

Suriye’ye demokrasinin gelip gelmemesi kimsenin umurunda değil.

Demokrasi oraya layıkıyla gelirse laik Nusayri Esad rejiminin sürmesi mümkün değil. Bu şıkta Rusya’nın orada barınması da mümkün olmaz. Hem demokrasinin yerleşmesini, hem Nusayri varlığın bekasını, hem Rusya’nin orada kalmaya devam etmesini sağlayacak bir formül gerekiyor. Bu formül, her ne olacaksa, Türkiye’nin hâkli endişelerine ilaç olur mu?

Göreceğiz.

 

Selamlar,

Denis

 

Kaynak: Deni Ojalvo/ Okur Mektubu

 

 

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

Bizi Takip Edin
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square
İLETİŞİM

Tel: +972 36582936
Fax: +972 36573894

turkisrael@gmail.com

ADRES

Mohrey Sigariyot 7 Bat Yam - Israel

  • Facebook Social Icon
  • Instagram Social Icon
  • Google Places Social Icon
  • Twitter Social Icon
  • YouTube Social  Icon
İletişim ve faaliyetler hakkında bilgi almak için