Uzun Bir Ayrılıktan Sonra...

August 13, 2019

 

Merhaba sevgili okurlarım. Çok uzun bir zamandır, vakit bulup da kalemimi elime alamadım. Ev taşındık. Ev deyip de geçmemek lazım. Artık, enerjiler eskisi gibi olmadığından, çok zor bir mesele. Neredeyse bir ay geçti, ev şimdilerde kendine geldi. Eskiden ne güzelmiş, insanlar, aileler altmış, yetmiş yıl aynı evde yaşayıp, yaşlanırlarmış. Oysa şimdi herkes mobil… Ülkeler arası, göçler, memnun kalınmayan dar mekânlar, tüketim çılgınlığı ve yenilik heyecanları modası var. Halbuki ben aslında tutucu bir insanım. Alışık olduğum şeyleri terk etmek çok gözümde büyüyor. Hani ”otur oturduğun yerde…” denir ya, ben böyleyim işte. Nedir ki bazen şartlar zorluyor.

 

Uzun lafın kısası, taşındık, terledik, kuranderlerde kaldık, nezle, öksürük olduk, ateşlerde yandık, bol bol yorulduk, odaları karıştırdık, şaşırdık. Sonra toz duman dağıldı, evle uzlaştık. Normal yaşama döndük. Tanrı izin verirse, içinde sağlık ve keyifle yaşamak nasip olur.

 

Ama gel gör ki ben uzun zamandır ne bir şeyler okudum, ne de yazdım. Resmen sekteye uğradım. Entellektüel hayatım sıfıra indi. Bu taşınma sürecinde her halde evden birkaç kere dışarı çıktım, onlar da keyfi değildi. Yani anlayacağınız fazlaca anlatacak bir şeylerim yok.

 

Bu gün Tişa be Av’dı. Biz küçükken Tişa be Av dendiği zaman, bu günü denize gitmenin yasak olduğu gün olarak düşünürdük. Aslında yaşımıza uygun olarak, çok detay verilmeden, o günün Yahudiler için çok tehlike dolu olduğu anlatılırdı. Eğer o gün denize girersek, mutlaka boğulup öleceğimizi sanırdık. Ya da “ seyahat veya uçağa binmek çok sakıncalıdır” diye anlatırlardı annelerimiz. Babam da o gün oruç tutardı. Tabii ki böylece biz çocuklar bu günü, sadece yaz keyfinin yasak olduğu sıkıcı bir gün zannederdik.

 

Bu gün İslam aleminin de Kurban Bayramı başladı. Biz Yahudilerin de binlerce senelik yas günü, aynı tarihle çakıştı. Yeruşalayim’de ne bayramlar, ne de yaslar, nefretlerin çözülmesine çare olmuyor. O kadar üzülüyorum ki. Şu üç günlük hayatta, insanların Tanrı adına yaptıkları savaşlara aklım hiç yatmıyor. Oysa Tanrı iyiliktir, barıştır. O’nun arkasına sığınıp düşmanlık üretmek aslında Tanrı’yı aşağılayıp, küçük düşürme çabasından ileri gidemez ki.

 

Geçen hafta evdeki keşmekeşin yanı sıra, küçük bir tıbbi müdahale geçirdim. Doktorum İsrael’li bir Yahudi, anastezistim ise İsrael’li Arap bir genç kadındı. Başında açık mavi renkli türbanı, üzerinde beyaz doktor gömleği vardı. İnci gibi bembeyaz dişleriyle parıldayan bir gülümsemeyle, bana Türkçe “günaydın” dedi. Sonra basit bir Türkçe ile “İstanbullu Gelin”  ve “Karasevda” adlı dizileri çok sevdiğini söyledi. Sevgi dolu ve şefkatliydi, doktorum ise bizi gülümseyerek izliyordu. Demem o ki, aslında insanların özünde iyilik var ama ülkeleri yönetenler insanları kara renge boyuyorlar. Ne olur sanki herkes bembeyaz olsa? Sevgi, huzur, barış hüküm sürse? İnsanlar rahatça ciğerlerine barış nefesleri çekebilseler?

 

Ben yine hayallere daldım. Ama umudumu yitirmek istemiyorum. Bu kutsal ve zor günde, yine yeniden barış diliyorum. Çocuklarımız için, torunlarımız için ve elbette hepimiz için. Sevgiyle kalın.

 

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

Bizi Takip Edin
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square
İLETİŞİM

Tel: +972 36582936
Fax: +972 36573894

turkisrael@gmail.com

ADRES

Mohrey Sigariyot 7 Bat Yam - Israel

  • Facebook Social Icon
  • Instagram Social Icon
  • Google Places Social Icon
  • Twitter Social Icon
  • YouTube Social  Icon
İletişim ve faaliyetler hakkında bilgi almak için