Üç yazı, üç eleştiri…

August 6, 2019

 

Bu hafta sosyal ağlarda ve yazılı basında yayımlanan üç ayrı yazıya ilişkin görüşlerimi belirteceğim.

 

  1. İstanbul bildiğin İstanbul… (*)

 

Aaron Baruh (Ankaralı) 3 Ağustos tarihli yazısında; “İstanbul sendromundan” söz ediyor. Yazara göre bu sendrom; “onda var, bende de niye olmasın?” durumu…

 

 

Aaron Baruh’un yazılarını hep izlerim, her zaman kendi doğrularını çekinmeden, açık yüreklilikle ortaya koyan bir blog yazarı, yakın bir dostum. Ancak bu defaki genelleme oldukça abartılı… İstanbullu pek çok tanıdığım var, açıkçası hiçbiri böylesi bir sendromdan mustarip değil.

 

 

10-12 bin kişilik giderek fakirleşen ve küçülen bu toplumu böylesine cahil, dünyanın kendi etraflarında döndüğünü sanan, kültürsüz, plaja giderken bile mücevherler takıştıran, dudaklarını bükerek ‘ben de estetik yaptım’ diyen insanlardan oluşmuşçasına göstermek rencide edici olmuş.

 

 

Bu tanıma uyanlar yok mu? Tabii ki var. Geçenlerde bir tanıdığıma sordum; “ İspanya pasaportun var, niye İsrael pasaportu da alıyorsun?” diye. Yanıtı; “Herkes alıyor!...” Demek istemem, sürü psikolojisi ile hareket edenler yok mu, var. Gereksiz gösteriş ve hava basanlar da… Ne var ki böyleleri iki elin parmağını geçmez.

 

 

Doğru İsrael’de hayat daha basit, daha az “boyalı”. Ancak 20- 30 yıl öncelerin İsrael’i çok gerilerde kaldı; ülke tam bir tüketim ülkesi. Ankaralı dostum belki görmüyor/görmek istemiyor, ama belli bir kesim için gösterişli hayatın en alası bu ülkede…

 

 

2.Selam, ne var, ne yok?

 

İYT Web sitesi köşe yazarımız Bondi Çakım 30. Temmuz tarihli yazısında İsrael ile ilgili pek çok alanda istatistiki bilgiler sundu, hepimizin gurur duyduğu başarılarından söz etti.

 

 

Bir meslektaşım, Av.Murat Ruben bu makaleye ilişkin yorumunda, İsrael'in daha iyi olmasını gönülden isteyen bir Yahudi olduğunu belirttikten sonra, yazıda zorunlu “askerlik konusunun yarattığı çarpıklığa” hiç değinilmediğini ifade ederek eleştirisini şöyle sürdürdü:  “Türkiye bile yavaş yavaş profesyonel askerlik sistemine geçiyor (…) Sorarım size bugün dünya yüzünde hangi demokratik ülkede zorunlu üstelik bu kadar uzun süreli askerlik mevcut?”

 

 

Ben de hukukçu dostuma sormak isterim; Dünyada etrafı çepeçevre kendisini haritadan silmek isteyen Hamas, Hizbullah gibi terör örgütleri, İran gibi devletlerle çevrili başka tek bir ülke var mıdır? Ve ne zamandan beri askerlik hizmetinin süresi demokrasinin ölçüsü olarak kabul görmektedir?

 

 

Gerçek İsrael sevgisi ile dolu gençlerin ve ailelerinin aliya kararlarında askerliğin kısıtlayıcı ve caydırıcı bir etkisi olduğunu düşünmüyorum. Bu günlerde, İYT Başkanı Ovi R.Gülerşen’in oğlunu, Yönetim Kurulu üyemiz Avi Sinik’in torununu pek çok diğer genç gibi, gururla askere uğurluyoruz.

 

 

Fransa, ABD, Güney Amerika ve pek çok ülkeden kimi gençler ailelerini geride bırakıp tek başlarına aliya yapmakta ve orduya katılmaktadırlar. Ayrıca askerliğini tamamlayan bir gencin daha olgun bir seviyeye ulaştığı ve böylece yüksek tahsilini daha başarılı olarak tamamlandığı da bilinmekte...

 

Kim barış umutlarının yeşermesini ve çocuklarımızın vatani hizmetlerini çok daha kısa süreli olarak yerine getirmelerini istemez ki?

 

 

3.Kutsal Topraklar’da Barış, Piyasalar ve Ötesi

 

24 Nisan tarihli, “Böyle de İsrael düşmanlığı yapılmaz ki…” başlıklı yazımda Metin Sarfati’nin  İsrael yönetimini “narsist” ilan eden ifadeleri üzerine şu dilekte bulunmuştum: “Naçizane önerim, kendinden nefret eden Yahudi tanımlamasını bile yakıştırmakta zorlandığım söz konusu zatın görüşlerini başkaca mecralarda kaleme almasıdır.” Üzülerek söz konusu zatın aynı mecrada yazmayı sürdürdüğünü görünce “bizden bu kadar” demekle yetindim.

 

 

Ta ki, Şalom yazarı dostum Deni Ojalvo’nun kendi köşesinde değil,  “okur mektubu” olarak yayımlanan yazısını görene dek… Ojalvo Metin Salfati’nin 17 Temmuz tarihli, “Élohim’in gizemi, piyasaların büyüsü” başlıklı yazısını eleştirmekteydi.

 

 

Ojalvo, 31 Temmuz “Yaradan çoğul mudur?” başlıklı yazısında şöyle demektedir;

 

 

“Makale yazarı Sn. Sarfati İbranice Tanrı anlamına gelen “Elohim”in çoğul bir isim olmasından hareketle Kutsal Öğreti’nin (Tora/Tevrat)

“Tanrılar göğü ve yeri yarattı” cümlesiyle başladığına işaret ediyor ve iki yanlışa değiniyor;

 

 

Birincisi, ‘Tanrılar’ değil ‘Tanrı’ olacak. Zira söz konusu Tanrılar olsaydı, İbranice imla kuralları gereğince yaratma eyleminin ‘yarattılar’ şeklinde yazılması gerekirdi. Elohim’in çoğul şeklinde yazılmasının sebebi ona duyulan saygının icabı. (…) Yaptığı ikinci tercüme yanlışı ise gök bağlamında… Zira bu kelimenin İbranicesi sadece çoğul olup ‘Gökler’ şeklindedir. Keza, suyun İbranicesi de sadece çoğuldur.”

 

Ojalvo ayrıca “Piyasalarla Tanrı arasında bir paralellik yaratma gayretini yakışıksız bir çağrışım teşebbüsü” olarak nitelendirmektedir.

 

 

Ojalvo dostum gerçekten  “filozofumuzu” J) olabilecek en nazik şekilde eleştiriyor, bilgisizliğini sergiliyor.

 

 

Ancak “Élohim’in gizemi, piyasaların büyüsü” başlıklı yazıda Tora’nın tahrif edilerek TEK TANRILI en kadim din olan Yahudilik ile ilgili kutsal öğretide, “Tanrılar göğü ve yeri yarattı” şeklinde ÇOK TANRILI bir kavramın ortaya atılması, fantezinin ötesinde dini değerlerine bağlı toplumumuzca kabul edilemez bir saygısızlıktır. Bunun ne düşünce özgürlüğü, ne de bilimsellik adına savunulabilir bir tarafı yoktur.

 

(*) Yazı, söz konusu yazıya, yazarının yapılan yorumlara cevabının sosyal ağlarda yer aldığı 5 Ağustos tarihinden önce yazıldı, ancak daha sonraki tarihte yayınlandı. Görüşlerimde bir değişiklik olmamıştır.

 

 

 

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

Bizi Takip Edin
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square
İLETİŞİM

Tel: +972 36582936
Fax: +972 36573894

turkisrael@gmail.com

ADRES

Mohrey Sigariyot 7 Bat Yam - Israel

  • Facebook Social Icon
  • Instagram Social Icon
  • Google Places Social Icon
  • Twitter Social Icon
  • YouTube Social  Icon
İletişim ve faaliyetler hakkında bilgi almak için