Farkına varmadan “farkındalılığın” farkında olmak!..

July 23, 2019

 

 

Öncelikle bir düzeltme/açıklama sunmalıyım siz değerli okurlarıma... İki
hafta önce bu köşede yayımlanan Bodrum konulu yazımda sehven yer
almış olan “yirmi yıldır klavye tıklattığım Şalom Gazetesi’nin...” ifadesi,
bazı yanlış yorumlamalara yol açmış olabilirdi... Gerçeği şudur ki,
değişik köşe yazılarımla tiyatro eleştirilerim bu haftalık gazete ile aynı
ismi taşıyan aylık dergide 1997-2016 yılları arasında yer almış ve
ardından tarihe karışmıştır!

 

Ne var ki, bu 19 yıl boyunca kaleme aldıklarımın tümü kendi arşivimde
bulunuyor ve bazı nostaljik anlarda kullanılabiliyor da... Örneğin,
geçenlerde dostlarla sohbet ederken, günümüzde pek revaçta (ancak
bana yabancı) olan “farkındalılık” tanımı hakkındaki sorularımı
yanıtlayan sevgili Nelly ve Fani kardeşlerime, bu konudaki cehaletimi
affettirmek için bundan sekiz yıl önce Dergi’de yayımlanan “Birazcık
‘epikürleşelim’ mi..?” başlıklı yazımın word dosyasını ilettim. Meğerse
o zamanlarda daha yeni yeni oluşan “farkındalılık” bilincinin
farkındalılığı varmış bende, farkında olmaksızın!!!

 

Her neyse – ve halen “tatilde” olduğumdan, bu haftaki sıramı gene
oldukça eski bir yazım ile “geçiştirip”, “tembelliğe” devam etmek
istiyorum, eğer beni mazur görürseniz...
                                                              *****

Kentimizde niteliğini az koruyabilmiş mekânlardan “Bebek Bar”da iş
çıkışı dostlarımızla buluşup bir (veya iki!) Tek-irdağ attığımız olurdu
eskiden... Bundan 11 yıl önceki bir köşe yazımda da, ister bahar günleri
o güzel terasından, ister puslu Kasım akşamları geniş pencerelerinden

Arnavutköy’den kalkıp kuzeye doğru süzülen vapuru izlerken, dünyanın
çok az kentinde bir bardan bu denli güzel ve özgün bir görünümün
bulunabileceğinden söz etmiştim – ve geçenlerde, kentimizin başka bir
özgün mekânında aynı hislere kapıldım: Müzik Festivali’nin hemen ilk
haftasında, Tophane rıhtımındaki İstanbul Modern’in giriş katındaki
(birazcık “çakma” da olsa!) konser salonunda, olağanüstü güzellikteki
Rus piyano sanatçısı Anna Vinnitskaya’nın gene olağanüstü yetkinlikte
yorumladığı Mussorgsky’nin “Bir Sergiden Tablolar”ına kulak
verirken, yavaş yavaş kararan havanın örttüğü olağanüstü Boğaz
manzarası karşısında, orasının da dünyanın hiç bir kentinde eşi
bulunmayan bir konser salonu olduğunu algıladım...

 

Bu “olağanüstü”lükleri yaşarken, Faust’un özlemini duyduğu “eğer
yaşadığım bir an için desem ki, dur geçme, ne kadar güzelsin!”
türdeki
sözcükler aklıma geldi ve –tüm olumsuzluklarına karşın– bu kentte
yaşamaktan aslında ne kadar mutlu olmamız gerektiğini düşündüm
yeniden... Ne var ki, Sait Faik’in bir öyküsünde sıraladığı “...ne
sabahleyin okuduğum pis gazete, ne hocasını öldüren kavruk delikanlı
(...), ümitsiz, gününü gün etmeye çalışan politikacılarının
gürültüsünden...”
kaçarcasına, kendinizi güzel İstanbul’un çeşitli
hazlarına teslim etmek ve bizi çepeçevre sarmalayan çirkinliklere
gözlerimizi kapatmak doğru mudur aslında? Almanca çocuk nakaratında
dendiği gibi, “Güneş saati gibi yap; sadece aydınlık saatleri göster”
veya La Fontaine’nin yargıladığı Ağustos böceği – bunlar tabii ki hiç
birimize, özellikle gençlere örnek olmamalıdır, öte yandan birazcık da
“epiküryen” takılsak arada bir..?

 

                                                                                 (Epikuros - İ.Ö. 341-270) 

İ.Ö. 4. yüzyılda yaşamış olan Yunan düşünürü Samoslu Epikuros’un
geliştirdiği ahlâk felsefesine göre, insanoğlu “en az acı ile en büyük
haz” almayı hedeflemelidir ve bu bağlamda kısa vadeli hazların, daha
büyük/sürekli/yoğun olanlarıyla karşılaştırılıp değerlendirilmesi ve
seçimlerin ona göre yapılmasını önerir. Bir eylemin yarattığı mutluluğun
yan etkilerinin de sorgulanmasını salık verirken, son derece mantıklı bir
yaklaşımla “Daha sonra acı çekmek pahasına anlık, yoğun haz mı

aranmalı; yoksa ileride daha uzun süreli bir mutluluğu elde etmek
umuduyla, şimdiki haz ertelenmeli mi?”
sorusunu da ortaya koyar. Bu
arada haz öğesini salt bedensel olarak görmüyor Epikuros; dostluk ve
sanat gibi değerlere de büyük önem veriyor – dahası, Atina’da kurmuş
olduğu felsefe okulunun, kadınların ve hatta kölelerin de girebildiği bir
bahçede ye aldığı ve kapısındaki tabelada “Ey yabancı – burada mutlu
olacaksın! Burada haz, en üstün iyiliktir..!”
diye yazdığı söylenir...

 

Epikuros’un düşünceleri bir yandan çok saf, öte yandan şaşılacak
biçimde mantıklıdır. “Ölümden korkmak anlamsızdır, çünkü yaşadığımız
sürece ölüm yoktur; ölüm geldiğinde de artık biz yokuz!”
derken, bu
konudaki tüm kaygıları ortadan kaldırmış gibidir! Bundan öte, dönemi
için “devrimci” sayılabilecek “Tanrılardan korkmamız gerekmiyor...”
düşüncesini ortaya atarak, sadece Yunan mitolojisini değil, daha sonra
gelişecek tüm semavi dinleri de derinden sarsmaya kalkışmıştır... Dahası
da var: Alışılagelmiş kuralların her çeşit özgürlüğe birer set çektiğini
belirtirken, insanoğlunun kurallardan ziyade asıl etik değerler
doğrultusunda hareket etmesini önerir Epikuros – ve felsefesinin ana
hedefi olan mutluluğa erişmek için salt etik anlayış ile dostluğun yeterli
olacağını savlar!

Gerek çağının “kuralcı” düşünür ve devlet adamlarının, gerekse tüm dini
akımlarının bu düşünce tarzını olduğu gibi reddetmeleri doğaldı – ve
günümüzde dahi epikürizm, mantık ve sınır tanımayan “zevk-ü sefahat”
olarak tanımlayabileceğimiz hedonizm ile eşdeğerde gösterilegelir... Bu
benzetmenin ne denli asılsız olduğu, Epikuros’un yukarıda sözünü
ettiğim “karşılaştırmalı sorgulama” mantığından hemen anlaşılıyor oysa
ki... Öte yandan, İ.Ö. 4. yüzyılda bir öğreti olarak dile getirilmiş
kurallara karşı çıkma, dostluk ve mutluluk arayışı ile haz alma
özendirmelerinin
, 20. yüzyılın Beat Kuşağı ve Hippie felsefesindeki
alışılagelmişin dışında ve/veya kolektif yaşam biçimine ne denli yakın
olduğunu şaşkınlıkla görüyoruz..!

 

İşte, değerli dostlar – tüm bunlardan hareketle, hele yaz gelmişken,
birazcık etrafınızdaki toz, bulut, pisliklerden arındırın kendinizi – ve

antik Roma dönemi şairi Horatius’un tam 2020 yıl önce dile getirdiği şu
dizilerine kulak verin: “Dum loquimur, fugerit invida aetas – carpe
diem..!” = “Biz burada gevezelik ederken, zaman elimizin altından
kaçıyor – sen gününü yakala..!”

*****

Bu bağlamda hepinize keyifli tatiller, mutlu ve huzurlu günler dilerim,
değerli dostlar...

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

Bizi Takip Edin
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square
İLETİŞİM/ליצירת קשר
ADRES/כתובת 
İletişim ve faaliyetler hakkında bilgi almak için

לקבלת מידע אודות פעילויות ההתאחדות

לרישום / אימייל

 

Tel: +972 36582936
Fax: +972 36573894

+972 36582936:טל

   +972 36573894:פקס

turkisrael@gmail.com

Mohrey Sigariyot 7 Bat Yam - Israel

רחוב מוכרי הסיגריות 7 בתים, ישראל

  • Facebook Social Icon
  • Instagram Social Icon
  • Google Places Social Icon
  • Twitter Social Icon
  • YouTube Social  Icon