Bir  Aşk  Hikayesi

July 2, 2019

 

Tercih ederdim ama, bugün size Erich Segal’in 40 yıl kadar evvel kaleme aldığı  ‘’Love  Story’’den bahsedecek değilim.

 

Güncellik adına başka bir aşk hikayesine değineceğim. Ve  başroldeki aktris olarak Ali Mc Graw yerine   Federica Mogherini’yi (Avrupa Birliği Dışişleri sorumlusu), erkek başrolde ise bir Hamas liderini veya İranlı bir Ayetullahı görebilir  veya düşünebilirsiniz. Film bu. Promosunu yaptım. Filmi seyretmeye devam edip etmeme kararı  sizin.

 

Avrupa Birliği  ile Arap Ligi (Birliği), arasındaki aşk hikayesi yazımızın konusu bugün.

Şubatın 24 ve 25 tarihlerinde iki örgüt arasında bir zirve toplantısı gerçekleşti. Ardından da başrol aktrisimizin de katıldığı Tunus zirvesi.

 

Sayın Mogherini Avrupa topluluğuyla Araplar arasındaki benzerlikleri vurgulamaya özen gösterdi.

 

İki toplumun coğrafi ve kültürel bağlamlarda birbirlerine çok  yakın olduklarını ve  birlikte çalışmak için pek çok fırsatları olduğunun altını çizdi. Ve acendalarının bir numaralı konusunu açıkladı. İsrael ve Filistin.

 

(Haklı tabii, Avrupalının  bu konunun dışında bir problemi mi var ki ???)

‘’Beraber çalışmamız lazım’’ diye de devam etti. Zira bizlerin öncelikleri aynı, endişeleri aynı, amaçları aynı: İki devletli çözüm için müzakerelerin başlaması.’’ (Ne FÖY, ne de Hamas müzakereye yanaşıyor. Ne Barak zamanında, ne Olmert zamanında ne de şimdi. Kimlerle olacak ki bu müzakereler?, ama tabii bu önemli bir detay değil Sayın Mogherini için)

Ardından acendanın, iki toplumun üzerinde çalışmaları gereken, diğer konularına geçti.

 

Toplumlarımızda çeşitliliğin,(plüralizmin) korunması, nefretin önüne geçilmesi, İslamofobinin  önlenmesi. Her insanın, dini, kimliği, cinsiyeti  ne olursa olsun, kabul görmesi, korunması ve saygı duyulması.

 

Bir parantez açayım.

 

Filistin topraklarında yüzde 1.5 tan az Hristyan kaldı yaşıyan.Bu ülkede yaşıyanlarımız Bethlehem ve Nazaretteki durumları  da iyi bilir. Kalan Hristyanları büyüteçle aramak lazım.

 

Lübnandaki Hristyanların durumu yıllardır herkesin malumu.

Suriyede 2011 yılında Hristyan nüfus 1.7 milyon iken, sayı bugün 450 binin altında.

Irakta 2003 yılında 1.5 milyon olan Hristyan nüfus, bugün 120 binin altında.
Bölgedeki Hristyan nüfus  Müslüman köktendinciler tarafından güç kullanarak  göçe zorlanırken, asırların plüralizmi tarihe karışıyor.

 

Zirve sonrası açıklanan ortak bildiri ise şöyle:

Zirve konferansı kültürel ve dini tahammülsüzlükle, aşırılıkla, olumsuz stereotiplemeyle, ve  değişik dini inançlara bağlı kişilere karşı şiddete dönüşebilecek ayrımcılıkla savaşa  onay vermiştir. Bireylere karşı dinsel nefreti savunan veya destekleyen, internet ve sosyal medya dahil her türlü teşvik ortamını  kınıyoruz.

O toplantıda olmadığım için Arap liderlerin bu sözlere ne tepki verdiklerini bilemiyeceğim, ama pencere kenarındaki kargaların gülme krizine tutulduğuna dair  bahse girebilirim.

 

Neden mi ?

Avrupa Birliğinin  manifestosuna baktığımızda şu ilkeleri görüyoruz:

Azınlıkların, yerlerinden edilenlerin, kadın ve çocukların haklarının korunması

İdam cezaları, işkence, insan trafiği ve ayrımcılığa karşı çıkılması,

Tüm Avrupa Birliği üyesi olmıyan ülkelerle yapılan anlaşmalarda insan haklarıyla ilgili maddelerin belirtilmesi.

 

Buna karşılık ve tam bir ironi örneği olarak,           

Avrupa Birliğinin Dışişleri sorumlusu Mogherini ve temsil ettiği Avrupa ülkeleri için çok kesin öncelikler var. Karşınızda insan haklarını hiçe sayan, terörü destekliyen, uluslararası anlaşmaları çiğnemeyi adet haline getirmiş, idam cezaları şampiyonu bir ülke de olsa, ekonomik çıkarlarınız bunu gerektiriyorsa herşeye göz yumacak ve o ülkeyle işbirliğine devam edeceksiniz.

 

Hatta bunun için gerekirse Amerikanın  yaptırımlarını da bypass edecek sistemler geliştireceksiniz.

 

Suriye hapishanelerinde geçen hafta işkence altında öldürülen Filistinliyle beraber, son sekiz  senede bu memleketteki hapishanelerde işkence altında  hayatını kaybeden Filistinli sayısı 606’ya ulaştı.

 

Sayın AB Dışişleri sorumlusu Bakanım;

 

Arap ülkelerinde öldürülen Filistinlilerle ilgili son deklarasyonunuzu ne zaman yapmıştınız?

 

Ama siz de haklısınız.Filistinli liderlerden bu konularda ses çıkmazken, size mi kaldı bu konuyu gündeme getirme?

 

Tabii  ‘’tarafsız’’ uluslararası ana akım medya da sessizlik konusunda sizinle tam bir uyum sağlamış durumda.

 

(İnsan Hakları grubunun bildirdiğine göre 2011 yılında başlıyan iç savaştan bugüne 3987 Filistinli hayatını kaybetti Suriyede.)

 

Söz hürriyeti mi dediniz?

 

Tanınmış Lübnanlı gazeteci Nadim Koteich geçenlerde ağzını açacak oldu. Ve geçtiğimiz günlerde  -Eurovision öncesi şantaj amacıyla-

İsraele 660 ’ın üzerinde roket fırlatan İslami Cihad örgütünü, yeni bir çatışma dizisi başlatmakla suçladı.  Müslüman Kardeşlerin temsilcisi Hamasla, İranın maşası İslami Cihad örgütlerinin bu tutumları yerine, 2005 yılında İsrael tarafından tamamen boşaltılan Gazzede, Filistin halkı için yepyeni olanaklar yaratabileceklerini ekledi. Söz ve fikir hürriyetini aynen Avrupalılar gibi algılıyan(!) Hamas yöneticileri Koteich’i  DNA kontroluna yolladılar.Onlara göre gazetecinin emdiği ana sütü muhtemelen bir ‘’İsraelli ineğe’’ ait olmalıydı!.

 

Diğer bir deyimle Gazzede Hamasın tutumunu  yeren herkes ya Yahudidir,ya  Siyonist işbirlikçisidir, ya da vatan hainidir.

 

Bu liberal (!) tutumdan nasibini alan Lübnanlı gazeteci değil sadece. Filistinliler de aynı kefede. Yeni Filistin Özerk yönetiminde Kültür Bakanlığına getirilen Abu Seif de Mart ayında Müslüman köktendinciler tarafından yönetilen Gazzenin dünyanın en pis yerlerinden biri olduğunu iddia etmek cüretini göstermiş ve dövülerek hastanelik edilmişti. Şansı, dövüldükten sonra Gazzeden tedavi için çıkmasına izin verilmesiydi.

 

Alışılagelmiş ‘’kötü durumların sorumluluğunu’’ başkalarına atma tutumunu sürdüren Hamas, Abu Seifi  İsraele

 destek veren bir vatan haini ilan etti ve hükümetten çıkartılmasını talep etti.

Avrupa Birliğinin prensipleri ve yukarda adı geçen konferansın sonunda yayınlanan ortak  bildiriyle Avrupalıların, Arapların ve İran İslam Cumhuriyetinin bu derece uyum(!) içinde olmaları beni hayretlere gark ediyor doğrusu. Batı  Şeriadaki Filistin Yönetiminin de Hamastan pek bir farkı yok özgürlükler konusunda. Daha bir hafta önce Bahreyn’de ABD’nin düzenlediği workshopa katılma cüretini gösteren  Filistinli bir işadamı döner dönmez tutuklandı ve ABD elçiliğinin baskısı sonucu şimdilik serbest brakıldı.

 

Avrupalı liderlerin anlıyamadığı, daha doğrusu anlamak istemediği gerçekleri artık Suudi aydınlar dahi görüp dile getirebiliyor. İşte Suudi gazeteci yazar Abdullah al Şarifin söyledikleri:

 

‘’Hamas Gazzedeki milletimize karşı aptalca suçlar işliyor. İlkel roketleriyle İsraele saldırıyor, karşılığında savunmasız halk İsraelin ateşi altında kalıyor. (sanki İsraele atılan roketler savunmasız halka atılmıyormuş gibi?!). Bunun üzerine Hamas halkına yapılanlara karşı ağlamaya başlıyor. Bizim için artık Filistinli liderlerin bu saçmalıklarına dur deme zamanı gelmiştir.’’

 

Bu filmde, (zira bu zırvalıkların gerçek yaşamda değil de ancak bir filmde yer alması gerektiğine olan inancımı koruyorum) Ali Mc Graw’u güncelliyen Sayın Mogherini ise  zirveden zirveye koşarak yıllardır sürdürdüğü başrol oyunculuğuna devam ediyor.  Günün birinde Oscara, pardon yanlış yazdım, Nobel Barış Ödülüne aday gösterilirse ben şaşıranlar arasında olmıyacağım..................

 

Öte yandan  Sayın Mogheriniye uzun ömürler dilerim ama bu filmin sonu da  ‘Love Story’’den pek de farklı olmıyacak gibime geliyor.

 

Ve  ya bu aşk hikayesi bir yerde şu veya bu sebepten  AB tarafından sona erdirilecek veya AB, bildiğimiz bağlamında, sona erecek!

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

Bizi Takip Edin
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square
İLETİŞİM

Tel: +972 36582936
Fax: +972 36573894

turkisrael@gmail.com

ADRES

Mohrey Sigariyot 7 Bat Yam - Israel

  • Facebook Social Icon
  • Instagram Social Icon
  • Google Places Social Icon
  • Twitter Social Icon
  • YouTube Social  Icon
İletişim ve faaliyetler hakkında bilgi almak için