Pittsburgh teröründen Klarsfeld çiftine…

November 6, 2018

 

Son olarak antisemitizmin, ırkçılığın hedefi Pittsburgh Etz HaHayim sinagogu oldu…  Şabat duasına, brit-mila törenine giden 11 dindaşımız Nazizm hayranı bir teröristin silahından açılan ateş sonucu ne yazık ki yaşamlarını yitirdi.

 

Birkaç gün geçmedi, California’da Beth Yaakov sinagogunun duvarları Yahudi karşıtı sloganlarla kirletildi. Aynı gün Texas’ta küçük bir Yahudi Mezarlığı talan edildi… Demokratik ve özgürlükler ülkesi ABD’de oluyor bütün bunlar ne yazık ki… İnsanlık, Yahudi düşmanlığının, ırkçılığın, ötekileştirmenin, Nazizm’in trajik sonuçlarını unutuyor mu acaba?  Nazizm yeniden hortluyor mu? sorularını sıkça soruyoruz endişe içinde…

 

Bu hastalıklı eğilimlere karşı verilen onca mücadeleye rağmen… Yirminci yüzyılda Yahudilerin üzerine bir karabulut gibi çöken Nazizm’den sözü açınca, bir Nazi avcısından, Serge Klarsfeld’den bahsedeceğim bu yazımda. Çünkü Beate ve Serge Klarsfeld çifti eski Nazileri bulup yargı önüne çıkarmak için verdikleri çabadan dolayı geride bıraktığımız ay Cumhurbaşkanı Emmanuel  Macron tarafından Légion d’Honneur ödülü ile onurlandırıldılar. Fransa ve İsrael medyasının da geniş yer verdiği onurlandırma haberini duydunuz mu bilemiyorum ama ben bu yazımı Klarsfeld’lere ayırdım.

83 yaşındaki Serge Klarsfeld Fransa’nın en yüksek ödülü olan Büyük Onur Ödülüne, eşi Beate de Ulusal Ödülüne hak kazandılar. Klarsfeld çifti, Lyon Kasabı olarak bilinen Klaus Barbie, Rene Bouquet, Jean Leguay ve Maurice Papon’un ayrıca işbirlikçi Vichy rejimi üyelerinin yakalanmasını sağladı. Beate ve Serge yaşamları boyunca bu amaca hizmet ettiler.

 

Şimdi ben size bu değerli kişi ile yolum kesiştiğinde konuştuklarımıza sizleri kısaca ortak etmek istiyorum. 2010 yılının Nisan ayında İstanbul’a gelmişti. Barbaros Bulvarı üzerinde bir otelin lobisinde buluştuk Serge Klarsfeld ile… Bir buçuk saat süren uzun söyleşimiz “İstanbul’dan bir Nazi Avcısı geçti” başlığı ile Şalom gazetesinde yayınlandı.

 Suçluları yargıya taşımak ve kurbanların unutulmamalarını sağlamak yönünde Klarsfeld’leri mücadeleye iten ne olmuştu? Serge’in yanıtını kısaca aktarıyorum: “Eşim Beate ile 11 Mayıs 1960’da karşılaştık. Aynı gün Adolf Eichmann İsrailliler tarafından kaçırılmıştı. Beate Almandı ve Yahudi değildi. 1963’te evlendik ve çok mutluyduk. İkinci Dünya Savaşı döneminde Nazi Partisi üyesi olup dışişlerinde Hitler propagandası yapmış Kurt Georg Kiesinger o dönemde Almanya’da başbakandı. 1967’de eşim Beate bu kişinin Nazi geçmişi hakkında birçok makale yazınca, Paris’te çalıştığı gazete işine son verdi. Auschwitz’de ölmüş bir babanın çocuğu olan benim için bu bir şok oldu. Böylece savaşmaya karar verdik.”

 

Bu savaş Beate’nin başbakana attığı tokatla başladı değil mi?  soruma şu yanıtı verdi: “Beate’in Berlin’de Almanya Başbakanı Kurt Georg Kiesinger’e attığı tokat belirleyici oldu. Bu aslında Almanya’nın genç neslinin, enerjisini Nazizm’e veren eski nesle attığı bir tokattı. Beate partinin kongre toplantısında, medya mensuplarının önünde attı bu tokadı. O anda Beate ölebilirdi, çünkü korumalar ateşlemeye hazır silahlarını ona doğrulttular. Ve ardından bir yıl hapse mahkûm oldu. Bu o denli simgesel ve etkin bir tokat oldu ki, kamuoyu vicdanı değişti, Almanya’nın favorisi olan Kiesinger yerine Willy Brandt başbakan oldu. Willy Brandt, Nazi Almanya’sının savaştaki sorumluluğunu kabul edince, bu ülke farklı bir yol izlemeye başladı.”

 

Düşünsenize bir başbakana tokat atacak kadar cesur bir kadın Beate. Eşi Serge ile el ele vererek kamuoyunu Vichy Hükümeti’nin Nazi cürmüne ortaklığı konusunda bilgilendirmeye başladılar. Vichy’nin Yahudi karşıtı politikasında önemli rol oynamış kişileri yargı önüne çıkarmaya çaba gösterdiler. Ve başardılar. Nasıl mı? İşte Serge Klarsfeld anlatsın size…

 

 

“Yargılanmasını istediğimiz kişiler hakkında dosyalar hazırladık. Dosyalarda bu kişilerin imzalarını taşıyan ve suç delili oluşturan belgeler yer alıyordu. Bu belgeler doğrultusunda o zamanki yetkililerin Yahudileri nasıl tutuklayacakları, geçici olarak nereye toplayacakları, kamplara ne zaman gönderilecekleri konusunda Alman Nazilerle ortak toplantılar yaptıklarını ortaya koymaktaydı. Onlar, ‘bilmiyorduk, hükümet politikasını uyguladık’ savlarını ileri sürerek kendilerini savunmaya çalıştılar.

On beş yıl süresince harcadığımız oldukça enerjik çaba sayesinde, Cumhurbaşkanı François Mitterand’ın karşı çıkmasına rağmen, 1995’te yeni Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, İkinci Dünya Savaşı yıllarında Yahudilerin kaderinden Fransa’nın sorumlu olduğunu kabul etti. O zamana kadar Fransızlar, savaş dönemindeki Vichy Hükümeti’ni Fransa yönetiminden soyutluyordu. Oysa 1995’ten sonra, Fransa yönetiminin Vichy’nin bir devamı olduğu gerçeği iyice anlaşılmış oldu.”

 

Adolf Eichmann’ın sağ kolu Alois Brunner’in izlerini Suriye’de takip ederken Klarsfeldlerin başlarına gelenleri duymuştum. Serge’in anlattıklarını kısaca aktarıyorum…

 

“Eşim Beate, Kipur Savaşı’nın hemen ardından, İsrailli esirlerin listesini talep etmek üzere Suriye’ye gitti. Hatta Beate, Alois Brunner ile telefonda dahi konuştu. Beate ona; Berlin’de Brunner’in Nazi dostlarından birinin oğlunun yanında çalıştığını söylemiş ve kendisi hakkında tutuklama emri bulunduğu gerekçesiyle göz muayenesini yaptırmak için İsviçre’ye gitmekten vazgeçmesini salık vermişti. O da; “İsviçre’ye gitmeye niyetim yok ama uyarınız için teşekkür ederim” demişti. Böylece tuttuğumuz özel dedektiflerin bize sağladığı adres ve telefon numarasının doğruluğu kanıtlanıyor, Alois Brunner gibi bir caninin Suriye’de yaşadığı kesinlik kazanıyordu.

 

 

1990’da Şam’a gittim. Dışişleri Bakanı Yardımcısı ile randevum vardı. Bolivya’da gizlenen Klaus Barbie ve Şam’da gizlenen Alois Brunner hakkında bir konferans vermek amacıyla başvuruda bulundum. Bakan son anda randevuyu iptal etti. Ertesi sabah bir sürü polis geldi, tutuklanmadım fakat havaalanına götürülüp acele ülke dışına çıkarıldım.

 

 

Ertesi yıl Beate yeniden Şam’a gitti. Bu kez kendine ait olmayan bir pasaportla Suriye’ye girdi. İçişleri Bakanlığı önünde Brunner’in iadesini talep eden pankartlar açarak protesto gösterisi yaptı. Tabii ki tutuklandı, sonra da sınır dışı edildi. Ama bu arada Almanya’nın ve Fransa’nın Suriye’den cani Brunner’in iadesini talep etmesini de sağladık. Ancak Alois Brunner 1960’lı yıllarda Esad Ailesi’ne birçok hizmette bulunduğu için Suriye bu Nazi suçlusunu iade etmeyi kabul etmedi.”

 

Beate ve Serge Klarsfeld çok kez ölümle tehdit edildiler, genç Nazilerin saldırılarına maruz kaldılar. 1972’de kendilerine içinde bomba bulunan bir kutu gönderildi. Şeker kutusu içine yerleştirilmiş çok güçlü bir patlayıcıydı. Eğer kapağını kaldırsalardı bugün hayatta olmayacaklardı.

 

Serge araştırmaları sonucunda ölüm kamplarına kalkan her konvoyu, konvoylardaki kadın, erkek, çocuk 76 bin Fransa Yahudi’sinin adlarını belgeleyerek “Le Memorial de la deportation des Juifs de France” adı altında bir ‘anıt kitap’ oluşturdu.

 

Yaşamlarının 30 yılını Yahudilerin yok edilmesinin sorumlularını takip ederek, onları yargıya taşıyarak geçiren Klarsfeld çifti, canilerin öldüğünü veya çok yaşlandığını dikkate alarak görevlerine 2001’de son verdi.

 

O günden beri Serge, Holokost inkârcılığına karşı mücadeleye önem veriyor. “Eğer 2000’li yıllarda bir genç ‘gaz odaları neydi?’ gibi bir soru sorarsa bunun cevabını tarih kitaplarında bulması gerekir. Auschwitz’e gönderdiğimiz bir uzman uzun çalışmaların ardından ölüm kampının planlarını, gaz odalarının işleyişini açıklayan bilimsel bir çalışma hazırladı. Bu çalışma birçok lisana tercüme edildi.  Böylece Batı dünyasında Holokost inkârcılığı frenlenmiş oldu” diyor.

 

 

Yaşamı boyunca adaletin yerini bulması yönünde çaba harcayan Serge Klarsfeld’i tanımış olmaktan, karşımda oturup bütün bunları benimle paylaşmış olmasından onur duyuyorum.

 

 

Şalom’daki söyleşinin sonuna şöyle yazmışım 21 Nisan 2010’da: “Klarsfeld çiftini bu söyleşi kapsamında, bir gazete sayfasında tanıtmak yeterli değil. Google’a girip Serge ve Beate Klarsfeld yazmanız sizlere onları biraz daha yakından tanıma olanağını sağlayacaktır.”

Bugün yine aynısını öneriyorum sevgili okurlar…

 

Şalom gazetesindeki söyleşinin tamamını okumak isteyenler aşağıdaki linkten ulaşabilirler.

http://www.salom.com.tr/haber-72720-Istanbuldan_bir_nazi_avcisi_gecti.html

 

 

 

 

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

Bizi Takip Edin
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square
İLETİŞİM

Tel: +972 36582936
Fax: +972 36573894

turkisrael@gmail.com

ADRES

Mohrey Sigariyot 7 Bat Yam - Israel

  • Facebook Social Icon
  • Instagram Social Icon
  • Google Places Social Icon
  • Twitter Social Icon
  • YouTube Social  Icon
İletişim ve faaliyetler hakkında bilgi almak için