Bayramlarda fıkralar katmerli gelir!

September 16, 2018

 

תזכו לשנים רבות – ve hepinizin duaları kabul edilsin, değerli okurlarım.

Umarım tümünüz “hayatın kitabın”a yazıldınız – ve bayramlar arasında birazcık gülümsemeye ne dersiniz?

 

 

İşte size önce Roş Haşana ve Yom Kipur ile ilgili üç klasik Yahudi fıkrası:

 

 

İlki, bir bayramda kaybedip, ikincisinde büyük kazançlar sağlaması beklenen Albert Amca ile ilgili...

 

Bekle de gör!

 

Albert Rosenzweig bir gün sokakta yürürken, evcil hayvanların satıldığı bir dükkândan gelen kusursuz bir Yiddiş duyar. Şaşkınlık içinde dükkâna girdiğinde, bu sesin yeşil bir papağana ait olduğunu görür!

Uzatmayalım – sıkı bir pazarlıktan sonra, “Mazel” isimli bu güzel kuş, Albert Amca’nın mülkiyetine geçer…

 

 

Kısa sürede dost olurlar. Konuşkanlığından öte oldukça zeki de olan papağan, bir süre önce eşini kaybetmiş ve yalnızlığını bu yoldan atlatmaya çalışan yaşlı adama fıkralar anlatır; eski sahiplerinin taklidini yapar ve çok geçmeden bir hayli dindar olan yeni sahibinden Tefilin, Minha ve Arvid dualarını öğrenir...

 

 

Roş Haşana sabahı Albert giyinip sinagoga gitmek üzereyken, artık tüm dualara kusursuz bir şekilde katılmayı öğrenmiş olan Mazel tutturur: “Beni de alacaksın, beni de, beni de!!!” – “Olur mu hiç? Sen bir kuşsun, seni içeri sokmazlar.” – “Bir deneyiver, bir deneyiver!”

 

 

Adamcağız sonunda dayanamaz, Mazel’i omzuna oturtup sinagoga doğru yola çıkar. Kapıdaki bekçi onları içeriye almak istemez. Albert ısrarla, “Ama o, bildiğiniz kuşlardan değil – dua etmesini bilir!” dese de, ona kimse inanmaz...

 

 

Yahidleri ikna etmek için bizimki onlarla bahse girmeyi önerir ve pek çok kişi, papağanın dua edemeyeceği konusunda iddiaya girer. Neticede, bitmek bilmeyen tartışmanın duaları engellememesi için sinagogun gabayı Albert ve Mazel’e giriş iznini verir.

 

 

Artık bütün gözler onlardadır. Ne var ki, papağan tüm sabah boyunca ağzını açmaz, dua bitiminde de boynu bükük sahibi büyük bir borç yükü ile sinagogdan ayrılır…

 

 

Albert neredeyse ağlayarak eve doğru yönelirken, omuzundaki papağan birden neşeli biçimde ıslık çalmaya başlar.

 

 

Yaşlı adam kendisini tutamaz artık: “Utanmaz hayvan seni! Bir de şarkı söylüyorsun şimdi! Batırdın beni! Bunu bana nasıl yaparsın?!”

“Sen hiç üzülme, Albert Amca! Hele bir bekle de gör, on gün sonra Yom Kipur duaları öncesi yapılacak yeni bahisler sonucu ne kadar çok para kazanacaksın!!!”

 

 

Diğeri, dualara dalmış arkadaşına acil bir haber ulaştırmaya çalışan, sinagoga pek gitmeyen biri hakkında:

 

 

“Bağış makbuzunuz nerede?”

 

Roş Haşana ve Yom Kipur gibi büyük bayramlarda, sinagogda oturulacak bir yer sağlamak için önceden bir bağışta bulunulması gereği, hepinizce malûmdur...

 

İşte böyle bir Roş Haşana sabahı, adamın teki tıklım tıklım dolu olan sinagoga gelir, ancak kapıda şamaş tarafından durdurulur: "Bağış makbuzunuzu görebilir miyim?"

 

 

Adam, "Ben her hangi bir bağışta bulunmadım...” der. “Duaya da gelmedim – buraya sadece şu anda içeride olan arkadaşım Menahem Dovener'e önemli bir şey söylemek için geldim,” ve biraz da kızarak, görevliye çıkışır: “Bunun için mi de mi bağışta bulunmak gerekir?!?”

Şamaş, kibar bir şekilde diğer günlerde böyle bir uygulamanın asla olmadığını, ancak Roş Haşana ve Yom Kipur dualarındaki kalabalıktan dolayı buna mecbur kaldıklarını söyler...

 

 

Kapıdaki adam, "Sizi anlıyorum ama, Dovener’i çok önemli ve acil bir konu hakkında uyarmam gerekiyor. Yoksa doğabilecek felaketler yüzünden sizi sorumlu tutacaktır – ona göre! Bana yalnızca bir dakika müsaade etmeyecek misiniz?" diye sorar.

 

 

Şamaş sonunda yumuşar: "Peki, buyurun beyefendi – ancak bilmenizi isterim ki, sizi içeride dua ederken yakalarsam, çok çok kötü olur. Şimdiden uyarmak isterim!.."

 

 

Üçüncüsü, acı gerçeği en sona saklayan bir yahidin talihsiz öyküsüdür...

 

 

Küçük bir günah...

 

Zalman Filfras hahama içini açar: “Günah işledim, Rav – affedilmek için ne yapmam gerektiğini söyleyin bana...”

 

 

Haham kaşlarını çatarak sorar: “Nasıl bir günah işlediniz?”

“Yemekten önce ellerimi yıkamadım…”

 

 

Haham rahatlar: “Eh, bu bir günahtır tabii – ancak affedilebilir cinsten, hele sadece bir kere yapılmışsa… Öte yandan umarım, yemekten önce kutsama duasını söylemeyi ihmal etmediniz?”

 

 

“Yaa – onu da yapmadım!..”

 

 

“Ne demek, yani? Bir Yahudi olarak, yiyeceğiniz yemeğin kutsama duasını okumadınız mı? Neden??”

 

 

“Haham Efendi, etrafımdakilerden utandım…”

 

 

Haham telaşlanır: “Nasssıııl?? Yoksa Yahudi olmayan bir ortamda mı yemek yediniz?

 

 

“Ne yazık ki, evet…

 

 

“Anlamıyorum – üstelik belki de trefa yemekler yediniz?!?”

“Eve-e-et Hahamım, trefa yedim...”

 

 

Haham şaşırır: “Bir türlü anlayamıyorum – nasıl olur bu??”

“Sayın Hahamım, çok utanıyorum şimdi... Yemek yediğim yer, kaşer olmayan bir lokantaydı.”

 

 

“Eyvaah!.. Ama neden kaşer olmayan bir lokantada yemek yediniz ki??”

 

“Başka çarem yoktu; şehirdeki bütün kaşer lokantalar kapalıydı.”

 

Haham çileden çıkar: “İnanamıyorum!.. Yoksaaa... (Türkçede “rabbi/rav yerine kullanılan “haham” sözcüğünün, İbranice “hohma”dan geldiğini anımsayalım!) ...yoksa bir dakikaaa: o gün…?”

 

 

“Evet, evet, Haham Efendi… Kaşer lokantaların

tümü kapalıydı – çünkü o gün Yom Kipur’du !!!”

 

Dördüncü öykümüz ise Sukkot’u konu ederken, her ailenin baş tacı sayılan kayınvalideler hakkındadır:

 

Ah şu kaynanalar!..

 

Uzun ve kurak bir yaz ile halen bunaltıcı sıcakların sürdüğü büyük bayramlarının ardından kutlanan Sukkot haftasının son gününde de gökyüzünde tek bir bulut görünmüyordu... Köyün hahamı duasını bitirirken, artık yağmurların da gelmesi için Tanrı’ya yakarır…

 

 

...ve –inanılacak gibi değil!– halk sinagogdan çıktığında, büyük damlalar ile mevsimin ilk yağmuru düşer!

 

 

Haham ailesiyle eve doğru yol alırken, etrafındakilere gururla “İşte buyrun!” diye seslenir: “Tanrı beni anında nasıl da duydu…”

 

İki adım arkasında kızıyla onu izleyen kayınvalidesi ise kendi kendine mırıldanmadan edemez: “Tabii ki – senin gibi atıp tutanlar yüzünden tufan da gelmişti insanlığın başına!..”

 

                                                                      *****

 

Eğer sizi kahkahaya boğmayan bu öykücüklerin satır aralarındaki felsefi, ince ve eleştirel mizahı hoşunuza gitmişse, benzer tipteki yüzü aşkın örneği içeren ve doğdukları ortamı sosyolojik/tarihi açıdan irdeleyen aşağıdaki kitap tanıtımı ve imza gününe belki katılmak istersiniz:

 

4 Ekim 2018 Perşembe akşamı, saat  20.30’da

İsrail’deki Türkiyeliler Birliği Binası,

Mohrey Sigariyot 7, Bat Yam

Tel: 03-6582936

 

Savunmanın Son Çaresi: Gülmek – Aşkenaz Mizahında Gezintiler

Yazarı Robert Schild’in sunum, tanıtım ve imzasıyla

 

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

Bizi Takip Edin
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square
İLETİŞİM

Tel: +972 36582936
Fax: +972 36573894

turkisrael@gmail.com

ADRES

Mohrey Sigariyot 7 Bat Yam - Israel

  • Facebook Social Icon
  • Instagram Social Icon
  • Google Places Social Icon
  • Twitter Social Icon
  • YouTube Social  Icon
İletişim ve faaliyetler hakkında bilgi almak için