Basındaki “dezenformasyon” ile nasıl baş edilir?

August 8, 2018

 

İsrail ile ilgili haberleri bazı gazetelerden izlerken, medyanın en zayıf noktası olan dezinformasyonun sürekli olarak çok belirgin biçimde ortaya çıktığını görüyoruz. Bu eksik/yanlış bilgilendirme ve yönlendirme, taa 1967 Orta Doğu savaşından başlayarak, 2006 Lübnan çatışmaları üzerinden Gazze müdahaleleriyle Mescid-i Aksa olaylarına kadar durmak bilmeden sürüyor... Bunları sadece bazı medya kuruluşlarına bağlamak da yanlıştır. Bundan bir yıl kadar önce, henüz Doğan Grubuna bağlı olan Hürriyet gazetesini inceleyen bir facebook yazısında –mealen ve özetle– şunlar belirtiliyordu:

 

 

*****

 

Mescid-i Aksa Camii girişindeki güvenlik önlemlerinin sıkılaştırıldığını asıl nedeni olarak, oradaki meydanda görevli Dürzi ve Hristiyan kökenli iki İsrail polisinin Filistinli teröristlerce öldürüldüğü, Türk ana akım basını tarafınca acaba neden belirtilmiyor? Buna karşılık, niye sadece o alana silah sokulmasını engelleyecek metal dedektörlerin yerleştirildiğine parmak basılıyor ki?

 

 

23/07/17 tarihli Hürriyet gazetesindeki “‘Türk Musevilerine terörist demedik’ üzerine” başlıklı yazısında Akif Beki, “İsrail devleti Mescid-i Aksa’da ibadeti zorlaştırıyor, girişleri kapatıyor, Filistinli kardeşlerimize engeller çıkarıyor...” sözleri ile, kasıtsız olsa da, eksik bilgilendirme yapmış...

 

 

Gene aynı “amiral gemisi”(!)nde Taha Akyol, bir gün sonraki “Mescid-i Aksa” başlıklı yazısında, “İsrail’in Aksa Camisi’ne Müslümanların girişlerini ve ibadetlerini kısıtlama girişimleri elbette büyük tepkiler çekiyor. Geçen cuma ancak 50 yaşından büyük Müslümanların namaza girmesine izin verdiler! Koydukları metal dedektörler büyük tepki çekti. Şimdi metal dedektörleri kaldırıp el dedektörlerini kullanacaklarmış” derken, o kısıtlama girişimlerinin ansızın kendiliğinden ortaya mı çıktığını sanıyordu? Ayrıca, “Dünya’da hangi mabede böyle bir uygulama yapılıyor?” sorusu yerine, “Dünyada hangi mabedi bekleyen polisler öldürülüyor?” konusunu birazcık düşünüp araştıramaz mıydı acaba? Bunların yerine Akyol, “Bu masum bir güvenlik önlemi değildir, Müslümanların elbette aşağılanma olarak algıladıkları siyasi bir davranıştır” yorumunda bulunmayı yeğlemiş!!

 

*****

 

Bu türden önekler çoğaltılabilir – ve ne yazıktır ki, tüm bunları okuyanlarda, hele peşin hükümlü kimi halk kesimlelerinde tehlikeli bir karşı çıkma potansiyelinin oluşması beklenebilir. Bu tür eksik ve yanlış haberler ve yorumların Türk Yahudi toplumunun morallerini bozduğunu, onları endişelendirdiğini tahmin edebilirsiniz... İşte bunlara aynı ortam aracılığı ile yanıt vermek, söz konusu olayları tetikleyen asıl nedenlerinin altını çizip açığa çıkarmak, ülkedeki Yahudi yazar-çizerlerin görevi değil mi?

 

 

Şimdi de sözü İstanbullu bir arkadaşıma bırakmak ve daha geçtiğimiz hafta içerisinde, hiç bir fırsatta Yahudi karşıtlığı göstermemiş ortak bir dostumuzla yaptığı sohbetiyle kendisine daha sonra attığı e-posta’nın içeriğini özetle aktarmak istiyorum:

 

*****

 

Gazze’den söz ederken, her bakımdan liberal görüşlü bir dostum, öğrendiğine göre İsrail ordusunun birliklerine, hedef tahtasında hamile bir Arap kadının bulunduğu "One shoot two kills" yazılı T-shirtler dağıttığını belirtti! Yekten, kendisine bunun mümkün olmadığını söyledim. Ardından ise konuyu kısaca araştırdım.

 

 

Öncelikle şunu söyleyeyim: Ordu kesinlikle bu T-shirtleri bastırıp  birliklere dağıtmıyor. Keskin nişancı eğitimini bitirmiş bazı sorumsuz askerler, muhtelif karikatürler içeren bu gömlekleri bastırıp arkadaşlarına “armağan”(!) etmişler... Bunlardan bazıları, ifade edildiği gibi gerçekten rezil içerikliydi. Konuyu öğrenen bir İsrail gazetesi bu çirkin bireysel girişimi haberleştirmiş, bunun üzerine de ordu (IDF) sözcüsü aşağıdaki bildiriyi basına dağıtmış: “Askeri yönetmenlikler, temel eğitim ve çeşitli kurslar sonunda dışarıda üretilmiş olabilen gömlekler dahil olmak üzere sivil kıyafetlere uygulanamaz. Bu türden tasarımlar, bazı askerlerin özel girişimiyle kendi kişisel T-shirtlerinin üzerine basılmıştır. Basında gösterilen örnekler, IDF ruhunun değerleriyle oradaki yaşamı temsil etmekten uzak olmaktan öte, kimi sefil zevkleri dile getiriyor... Böylesine bir mizah, her türlü kınama ve yaptırımı hak eder. IDF bu olayın derhal ortadan kaldırılması için harekete geçmeyi kararlaştırdı. Komutanlık görevlileri bunun uğruna, bu tür eylemlere katılanlara karşı disipliner tedbirler almanın uygun olduğunu belirttiler.”

 

IDF ve güvenlik kurumlarının yönetmenliklerinde açık biçimde yer alan “silahların arılığı ilkesi” (ister ona “saflığı” veya –olduğunca– “etik çerçevedeki kullanım ilkeleri” deyin...), şunu emrediyor: “Bir asker veya güvenlik güçlerinin üyesi, çaresiz kişiye zarar veremez. Masumlara, mahkumlara, yakalanan ve onu tehdit etmeyen savaşçılara ateş etmeyecektir...”

 

Daha İsrail Devleti kurulmadan, 1939 yılında yapılmış 21. Siyonist Kongresi delegelerinden, Yahudi ve Arap halklarının ortak bir devlet kurmasını düşleyen Berl Katznelson’un "Silahlarımız saf olsun (...) Bize karşı çıkanlara direneceğiz, ancak silahlarımızın temiz kanla lekelenmesini istemiyoruz..." sözlerine, daha sonra IDF'nin etik kurallarını kaleme alan Prof. Asa Kasher, silahların arılığı konusunda şu şekilde atıfta bulundu: "Asker, silahını ve gücünü sadece görevini yerine getirmek için gereken ölçüde kullanacaktır. Savaşçı olmayanlara ve esirlere zarar vermek için silahını kullanmamalı ve onların hayatlarına, bedenlerine, haysiyetlerine ve mülklerine zarar vermemek için elinden gelen her şeyi yapmalıdır.”

 

 

Ne yazıktır ki, medyamızda İsrail üzerinden Yahudileri, Musevi dini üzerinden de İsrail'i hedef alan sağlı sollu ciddi bir dezenformasyon kampanyası yürütülmekte...

 

*****

 

Bana bu bilgileri aktaran arkadaşım, işte böyle çakma haberlerin kulaktan yabancı medyaya, keza bunların doğruluğunu araştırmayan yerli basın aracılığı ile burada da ağızdan yine kulağa yayılıp, gerçeklere tamamen aykırı karalama girişimlerinin nasıl başlatılabileceğini bu örnek ile ortaya çıkarmış ve bu konudaki çabalarını da yılmadan sürdürüyor... Kendisine ne kadar teşekkür etsek, azdır!

 

 

İlginç bir rastlantıdır ki, son hafta içerisinde Türkiye’nin azınlık cemaatleri temsilcileri, ülkede farklı dinlere mensup insanların baskıya uğradıkları iddiaları üzerine şu ortak bildiriyi yayınladı. “Ülkemizde asırlardan beri yerleşik farklı din ve inanç mensubu kadim toplumların dini temsilcileri ve vakıf yöneticileri olarak inancımızı özgürce yaşamakta ve geleneklerimize göre ibadetlerimizi özgürce yerine getirmekteyiz. Baskı olduğunu iddia eden ve/veya ima eden beyanlar tamamen asılsızdır ve maksadını aşmaktadır. Geçmişte yaşanılan birçok sıkıntı ve mağduriyet zaman içinde çözüme kavuşturulmuştur. Geliştirilmesini arzu ettiğimiz konular hakkında ise karşılıklı iyi niyet ve çözüm iradesi ile devletimiz kurumları ile devamlı istişare etmekteyiz. Kamuoyuna doğru yönde bilgilendirme yapmanın sorumluluğu ve bilinci ile bu ortak açıklamayı yapmaktayız.” Bundan öte –ve gene aynı hafta boyunca!– özellikle Anadolu Ajansı’nın bazı azınlık sözcüleriyle yapmış olduğu söyleşilerde de benzer türde olumlu yorumlar alınmış.

 

 

Bunlar çok güzel, umut veren gelişmelerdir; ne var ki yanı sıra, özellikle ülkedeki Yahudi kalemleri, bu toplumu dolaylı olarak etkileyebilecek medyadaki günlük dezenformasyon patlamasına karşı sürekli ve ciddi bir girişim başlatmalıdır – gazetelerinde bu konuya haftalık bir “düzeltme köşesi” ayırmak pahasına olsa bile...

 

 

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

Bizi Takip Edin
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square
İLETİŞİM/ליצירת קשר
ADRES/כתובת 
İletişim ve faaliyetler hakkında bilgi almak için

לקבלת מידע אודות פעילויות ההתאחדות

לרישום / אימייל

 

Tel: +972 36582936
Fax: +972 36573894

+972 36582936:טל

   +972 36573894:פקס

turkisrael@gmail.com

Mohrey Sigariyot 7 Bat Yam - Israel

רחוב מוכרי הסיגריות 7 בתים, ישראל

  • Facebook Social Icon
  • Instagram Social Icon
  • Google Places Social Icon
  • Twitter Social Icon
  • YouTube Social  Icon