Yine antisemitizm…


Burhan Kuzu anayasa hukuku profesörü, 2015 yılına kadar da AKP milletvekilliği yaptı. Kuzu, bir tweet mesajında şöyle yazıyor: “ Hıristiyan Papanın üstünde de bir güç var... Siyonist Rothchild elini Papa’ya öptürüyor. İşte dünyayı yöneten güç budur. Üst akıl dediğimiz olay da bu.”

Yazının altında yer alan fotoğrafta ise Papa’nın elini öptüğü kimsenin Rothchild değil de bir Holokost kurtulanı olduğunu görüyoruz.

“Üst akıl” kavramı Türk siyasetine iyice girdi ve pek çok olayın müsebbibi (sorumlusu) olarak da bu üst akıl tutulmakta. Gerçekte ise “üst akıl” Yahudi liderlerin gizli toplantılarının kaydı olduğu varsayılan ve sözde dünyayı yönetme komplosunu anlatan “Siyon Protokolleri”nin günümüze uygulanmaya çalışılan çağdaş, modern versiyonudur.

Yüz yıldan fazla bir süre önce yayınlanan bu protokollerin uyduruk ve aldatma oldukları defalarca kanıtlandı. Ancak hala Yahudi nefretini güçlendirmeye çalışanlara ilham kaynağı olmaya devam ediyorlar.

Ekşi Sözlükte Siyon Protokolleri; “Bir kısım Yahudi liderleri tarafından dünya üzerinde Yahudi hâkimiyeti altında tek bir devlet kurma hayalleri ile hazırlanmış bir program” olarak tanımlanmıştır.

Saygıdeğer anayasa hukuk profesörünün İnsan Hakları Beyannamesi veya çağdaş anayasalardan değil de bu protokollerden beslendiği ve üstüne üstlük olayı çarpıtarak yanlış bir fotoğrafı görüşlerine destek edindiği anlaşılmaktadır.

Keza geçen hafta Milliyet Gazetesinde yer alan ve sosyal ağlara düşen bir fotoğrafta muhtemelen Irak veya Suriye askeri olduğu görülen bir kişi silahını ufak bir çocuğa doğrultmaktaydı. Ve haberin altında; Trump’ın açıklaması üzerine patlak veren olaylarda, annesinin öldüğünün farkında olmayan Filistinli çocuğun İsrail askerine karşı kendisini korumaya çalıştığı yazılıydı. Oysa askerin beresi, üniforması ve elindeki silahından İsrail askeri olmadığı açıkça ortadaydı.

Bir kez daha çarpıtılmış görüntüler ile İsrail düşmanlığı üzerinden yayılmaya çalışılan antisemitizm. Ve bir kez daha Siyonizm karşıtlığı kisvesi altında İsrail’e karşı geliştirilen çarpık ideolojilerin Yahudi nefretini yaymaya çalıştığının bir kanıtı…

1913 yılında B’nai B’rith tarafından kurulan ve sonrasında bağımsız bir kuruluş olma özelliği kazanan “Anti Defamation League” (ADL)’in dünya çapında antisemitizme, ayırımcılığa ve karalamaya karşı yürüttüğü muhteşem mücadelesini biliyoruz. Bu mücadele dünyada pek çok olumlu sonuç vermiştir.

Antisemitizme ve nefret suçlarına karşı her daim karşı koymak gerekir. O ülkede yaşamasak dahi ana vatanımızdaki bu türden akımlara karşı duyarsız olmamız söz konusu olamaz. Ancak ben oldukça umutsuzum; Türkiye’de Yahudi düşmanlığı dışında okurlarına sunabilecekleri farklı bir malzemeleri bulunmayan köşe yazarlarına karşı bazı dostlarımız tarafından kaleme alınan iyiniyetli açıklamaların hiçbir sonuç vermediğini ve harcanan zamana yazık olduğunu görüyorum.

Hatta yirmi yılı aşkın bir süredir benimsenen ‘geniş topluma açılım ve tanıtım’ çabalarının da sonuçsuz kaldığını, bu süreç içinde antisemitizmin gerilemek bir yana zirve yaptığını, sıradanlaştığını, ister iktidardan ister muhalefetten gelsin siyasi söylemlerde, TV kanallarında ve dizilerde gün be gün yer aldığını görüyorum.

Avlaremoz adlı sitenin antisemitizme karşı cesur girişimi övgüye değerdir. Bir de şu gerçek var; Yahudilerin ancak kendi ülkelerinde antisemitizm korkusu olmadan yaşayabileceklerini Teodor Herzl’in söylemesinden bu yana 120 yıldan fazla bir zaman geçti.

Bizi Takip Edin
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square