2-3 çantaya sıkıştırılmış koca hayatlar…







Dünya Covid savaşından çıktı/çıkıyor derken yepyeni bir savaş ile karşı karşıya kaldı Batı dünyası. Rus ordusunun Ukrayna’ya girmesi, adım adım kentleri işgal ederek ilerlemesi ile yüzbinlerce insanın muhacirlere dönüşmesini izliyoruz yüreğimiz burkularak. Bu savaşın içinde olmasak da Avrupa’nın göbeğinde yaşanan insanlık dramını duyumsamamak, etkilenmemek mümkün mü?


Rusya’nın savaş açtığı Ukrayna hakkında bildiklerim neydi benim? 1986’da Çernobil nükleer santralındaki patlama, 2004’deki Turuncu Devrim, Yahudi dinine mensup Volodimir Zelensky’nin 2019’da devlet başkanlığına seçilmiş olması… Genel olarak bunlardı Ukrayna hakkında bildiklerim…


Fakat Ukrayna’nın Yahudilik geçmişi açısından çok da temiz bir sicili olmadığını da biliyordum… Tarih boyunca Ukrayna pogromların ülkesi oldu ne yazık ki… 17. yüzyılda yüz bin Yahudi’nin katledildiği Chmielnicki pogromu, ardından 19 yüzyılda başta Odessa olmak üzere çeşitli kentlerde devam eden Yahudi kıyımları… Ve 1941 yılının eylül ayında Nazilerin Ukraynalı işbirlikçilerin yardımı ile iki günde 34 bin Yahudi’yi Babi Yar vadisinde silah ateşi ile toprağa gömdüğü katliam… Ve tabii ki din, siyaset ve edebiyat alanında çok değerli Yahudi’nin Ukraynalı olduğunu biliyorum… Baal Shem Tov, Golda Meir, Vladimir Jabotinsky, Isaac Babel ve daha niceleri…


Bu yazıyı kaleme aldığım Rusya-Ukrayna savaşının 11. gününde Ukrayna halkının çok güç durumda olduğuna, tüm halkının muhacirlere dönüştüğüne üzülerek tanık oluyoruz. Putin yönetiminin “Ukrayna’yı Nazilerden arındırıyoruz” duyurusunun dünya kamuoyunu yanıltma niyetini taşıdığını düşünüyor, “Ukrayna gerçekten günümüzde ırkçı olsaydı Yahudi bir devlet başkanı seçer miydi acaba?” diyorum…


Rus ordularının Ukrayna’ya girmesiyle başlayan dramatik süreci ve olumsuz gelişmeleri televizyonlardan, sosyal medyadan takip ediyor, 21. yüzyılda Avrupa’da bir halkın nasıl mağdur edildiğine içimiz burkularak tanık oluyor, gördüklerimiz karşısında “insanlık acaba tarihten hiç mi ders almıyor?” sorusuna yanıt bulamıyoruz…


Hepimiz görüyor, izliyor, üzülüyoruz… Niyetim Rusya-Ukrayna savaşını siyasi veya ekonomik boyutuyla irdelemek değil… Ben sadece duyumsadıklarımı paylaşayım… Rus ordusunun ilk bombalamaları başladığında Ukrayna halkının sığınak bulunmadığı için metro istasyonlarının derinliklerinde gizlendikleri… Araçlarına binip yaşadıkları kenti terk etmeye çalıştıkları… Uzun araç kafilelerinin yakıt kıtlığı nedeniyle terk edildiği… İnsanların yollara dökülüp yürüyerek ülke dışına çıkmaya çalıştığı… Evlerini terk etmiş, askere alınan erkeklerini geride bırakmış kadın ve çocukların göçü… 3-5 torbaya sıkıştırılmış koca bir hayat…


Rus tanklarına karşı savunmada kullanılacak Molotof kokteylleri hazırlığı… Devlet Başkanı Zelensky’nin bazen askeri kıyafetler içinde, kimi zaman da haki renk t-shirt’üyle dünya liderlerine çağrılar yapması… Hatta; “Hepimiz Babi Yar’da öldük. Bir daha asla dememiş miydik? Bunun yeniden tekrarlandığını görmüyor musunuz? Dünyanın farklı yerlerindeki milyonlarca Yahudi lütfen suskun kalmayın” sözleri ile dünya Yahudilerinden duyarlılık beklediği yakarılar yapması…


Ukraynalıların milliyetçi duygularla Rusya ordusuna karşı cesur mücadelesini gördük… Kiev, Lviv, Harkov, Mariupol kentlerinde Rus bombalarının yıktığı binalar, çıkan yangınlar… Yollara dökülen insanların Polonya, Moldavya sınırında bitmez tükenmez bekleyişleri… Çoğunluğu kadın, çocuklar, bebeler… Yorgunluk, açlık, soğuk ve umutsuzluk… Sevdiklerini geride, ateş hattında bırakan kadınların burukluğu… Yardım kuruluşlarının sınırda kurdukları çadırlarda muhacirlere gıda, giysi dağıtılması, sağlık hizmeti vermeleri…


Tabii savaşın ilk gününden itibaren Ukrayna halkına insani yardım için harekete geçen İsrael yardım kuruluşlarının özverili çalışmalarını da görüyoruz… İsrael’in vatandaşlarını Ukrayna’dan sağ salim çıkarma çabalarını izliyoruz… Zhytomir kenti bombalara hedef olunca, Rabbi Shlomo Wilhelm’in yöneticisi olduğu yetimhanedeki 120 çocuğu kurtardığını öğreniyoruz… Yetimlerin birçoğunun İsrael’e ulaştıklarına seviniyoruz… Moldova havaalanından uçağa binen, aralarında Holokost kurtulanlarının da bulunduğu 170 kişilik mülteci kafilesi Ben Gurion havaalanında sevgiyle karşılanıyor…


Ukrayna muhacirlerine yardım etmek üzere Moldova sınırına ilk ulaşan tıbbi yardım ekip İsraelli İhud Hatzala (United Hatzalah) kuruluşu oldu. Ekibin turuncu yelekli gönüllülerini görmüşsünüzdür haber programlarında… Her şeylerini yitiren, yakınlarından ayrılmak zorunda kalan genç/yaşlı yol yorgunu kadınların her türlü gereksinimlerini karşılamak, çocukların travmatik sorunlarını çözmek için 7/24 çalışıyorlar…


Bu yazıyı kaleme aldığımda muhacir durumuna düşen Ukraynalı sivillerin sayısı 1.5 milyona ulaşmıştı. Ne yazık ki bu sayının 4 milyona ulaşmasından endişe ediliyor. Savaşın 11. gününde başkent Kiev’de halk sokak çatışmaları için teyakkuzda… Kent sokaklarında barikatlar oluşturuldu… İşin üzücü yanlarından bir diğeri de Ukraynalıların ülkelerini koruma adına tek vücut olup mücadele ettikleri halde, esir alınan Rus askerlerinin niçin ve ne amaçla savaştıklarını bilmiyor olmaları…


Tarihçi Prof. Yuval Noah Harari’ye sorulduğunda, “Putin zaten savaşı kaybetti” iddiasında bulundu. Ve şöyle bir açıklama getirdi: “Putin, Rus ordusu Ukrayna’ya girdiğinde Zelensky’nin kaçacağını, Ukrayna askerinin silahını bırakıp teslim olacağını, halkın Rus tanklarına çiçekler atacağını düşünmüştü. Oysa çok yanıldı… Zelensky kaçmadı, Ukrayna ordusu kahramanca savaşıyor, halk Rus tanklarına çiçek değil, Molotof şişeleri atıyor.”


Koca bir halkın yaşamını alt üst eden bu gereksiz savaşın bir an önce sonuçlanmasını, Ukraynalıların terk ettikleri evlerine güvenle dönmelerini, ülkemizde ve dünyada her daim barış ve huzur olmasını diliyorum…

Sağlıkla kalın…

Not: Yazımın sonuna Ukraynalı Yahudi yetimlerin İsrael’e varışlarını ve Başbakan Naftali Bennett ile Göç ve Uyum Bakanı Pnina Tameno Shete tarafından sevgiyle karşılanmalarını izleyebilirsiniz. Sizi bilemiyorum, ben gözlerim yaşlı izledim…