1948 Aliyası ve Siyonizmin etkisi


Türkiye Yahudileri tarihinde 1948 Aliya’sı önemli bir dönüm noktası oluşturur. Trakya olayları ve Varlık vergisinden sonra Türkiye’de yaşayan Yahudilerin yarıya yakını İsrael’e göç etti.


O dönemde Akbaba mizah dergisinde yer alan bir karikatürde, İsrael’e doğru yola çıkan bir geminin güvertesinde sohbet eden koca burunlu iki Yahudi’den biri diğerine şöyle demektedir: “Filistin bizim vatanımız olacak…”, diğeri; “Nasıl ulur be?.. Birbirimizi mi kaziklayacağiz urada?” (1944)


Bu antisemit ortamda, böylesi kitlesel bir göçün yaşanmasının, o ülkeye karşı ‘sadakatsizlik’ olarak algılanacağı endişesi, Türkiye’den ayrılmamayı seçen Yahudiler arasında, giden dindaşları hakkında; onların fakir ve işsizler topluluğu olduğu söyleminin dillendirilmesine yol açtı. (dezbragados i deskalsosJ)


İlginçtir ki bu söylem kimi Türkiyeli Yahudi toplumu fertleri tarafından günümüze dek sürdürülmekte.

Cumhurbaşkanlığı ödülüne laik görülen fotoğrafçı İzzet Keribar’ın Eylül, 2012 tarihinde Yeni Şafak Gazetesinde yayınlanan söyleşide, “İsrail devleti kurulduğunda göç etmeyi düşündünüz mü?” sorusuna verdiği yanıt buna örnek:


Göç edenler, Kule dibinde oturan, dilenci gibi en alt tabaka insanlardı. Ben ve ailem hiçbir zaman göç etmeyi düşünmedik, hali vakti yerinde olan Musevilerin hiçbiri de düşünmedi.” (*)


https://www.yenisafak.com/yenisafakpazar/fotograf-cekmek-icin-askerligimi-korede-yaptim-410887

Peki, Türkiyeli Yahudilerin göçünün tek sebebi ekonomik durumları mıydı? Siyonizm’in hiç rolü yok muydu? İlkin ‘Siyonizm nedir?’ in cevabını arayalım.


Vikipedi’deki en basit tanımıyla; “Siyonizm, tarihi İsrael Toprakları olarak tanımlanan haritada, yüzyıllar sonra bir Yahudi devletinin kurulmasını savunan ve Yahudi milliyetçiliğini temel alan ideolojik bir harekettir.” (**)


Bu durumda İsrael Devleti kurulduğuna ve ilelebet yaşayacağına göre, Post-Siyonizm’den söz edilebilir veya Siyonizm salt milliyetçilikle bir tutulabilir mi? Her halde antisemitlerin ileri sürdüğü gibi Siyonizm dünya egemenliğini ele geçirmeyi amaçlayan bir akım değildir.


Gelelim Türkiye’ye. 1917’de yayınlanan “Balfour” bildirisiyle bir resmiyet kazanan Siyonizm, İstanbul’da “Federation Sioniste d’Orient” (Doğu Siyonist Federasyonu) adlı örgütün kurulmasıyla belirginleşir ve “Maccabi Spor Kulübü” ile gençleri etrafında toplamaya başlar. Bu akım Siyonizm’in gerçek amacı olan Aliya’yı da gerçekleştirmeyi öngörmektedir. Hatta o denli güçlenir ki, toplum içinde ortaya çıkan ikilik sonucu, 1920 yılında Siyonizm karşısında yer alan Hahambaşı Hayim Nahum Efendi istifa etmek zorunda kalır. Yerine Edirne Hahambaşısı Haim Moşe Becerano getirilir.


1923 yılında cumhuriyetin kuruluşuyla Kemalist Türkiye’de Siyonizm vatana ihanetle eş değer sayılır. Genç Türkiye Cumhuriyeti’nin milliyetçi politikasının farklı milliyetçi bir akıma bünyesinde yer vermesi düşünülemezdi. Böylece resmi faaliyet gösteren tüm Siyonist kuruluşlar kapatılır.


Ne var ki İkinci Dünya Savaşı öncesine gelindiğinde, “Yahudi Ajansı” (Ha Sohnut HaYehudit)in İstanbul’da alenen faaliyete başladığını görüyoruz. “Yahudi Ajansı” Dünya Siyonist teşkilatına bağlıydı. Bu kurumun Türk resmi makamları tarafından, sözde İngiliz Büyükelçiliği’nin bir organı gibi tanınarak, İstanbul’da çalışmasına göz yumulmuş olması da ayrıca dikkat çekicidir.


Anılarında o yılları anlatan gençlik aliyası (Aliyat HaNoar) sorumlusu Akiva Lewinsky göre: “Türkiye Yahudileri yarınlarının ne olacağını bilemiyorlardı, umutları yoktu. Askerliğe alınanlar insan dışı bir muamele görüyordu. Kimin ne zaman askere alınacağı belli değildi. Bir bakıyorsunuz bir asker sizi yolda çeviriyor, elinde celp kâğıdınız. Eve haber bile veremiyorsunuz. Üç, dört, hatta beş yıl süren bir askerlik... Bu durumda İsrael’e göç etmek isteyen gençler kuyruğa girdi. Oysa biz 15-17 yaş ile sınırlıydık. Sekiz yaşındakiler bile başvuruyorlardı.


(…) Nazi işgali altındaki Avrupa’dan Yahudi kaçışı başlayınca malzeme ve elemana gereksinim duyuldu. Bu durumda gençlerden yararlanmaktan daha mantıklı ne olabilirdi. Yemek taşıyor, her şeyi yapıyorlardı.”

Gençler o dönemde Siyonist faaliyetlere katıldılar, Avrupa’da gerçekleşen soykırımdan kaçabilenlerin Eretz İsrael’e ulaşabilmelerine yardımcı ve birçoğu da aliya yaparak yeni ülkelerinde başarılı oldular.


Şimdi 1948 yıllarında göç edenler için alt tabaka insanı, fakir kitle demek ve Siyonizm’in etkisini yadsımak mümkün mü? Peki, tamamen aynı yıllarda, 11 Kasım 1942’de başlayan ve 15 Mart 1944’e dek süren Varlık vergisi sonrası Türkiye Yahudileri arasında kaç üst tabaka mensubu, zengin veya orta halli aile kalmıştı?


--------------

(*) Keribar’ın zarif kişiliğine bu sözleri söyleten toplumsal hafızada yer alan yerleşmiş kanıların bir dışa vurumudur.


(**) Jean-Christophe Attias-Ester Benbassa’ya göre; “Siyonizm başlangıçta, İsrail toprağına bağlılıktan doğmamıştır, hele bu toprağa sürekli bir dinsel bağdan da doğmamıştır. Tam tersine, çağımızda, Avrupa milliyetçilik akımlarının genel gelişme ortamında Yahudi sorununa ivedi bir çözüm bulma telaşından doğmuştur” (Paylaşılamayan Kutsal Topraklar ve İsrail, sh. 183).

Bizi Takip Edin
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square
İLETİŞİM/ליצירת קשר
ADRES/כתובת 
İletişim ve faaliyetler hakkında bilgi almak için

לקבלת מידע אודות פעילויות ההתאחדות

לרישום / אימייל

 

Tel: +972 36582936
Fax: +972 36573894

+972 36582936:טל

   +972 36573894:פקס

turkisrael@gmail.com

  • Facebook Social Icon
  • Instagram Social Icon
  • Google Places Social Icon
  • Twitter Social Icon
  • YouTube Social  Icon